Frangipani Flower
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
kitap tavsiyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap tavsiyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2013 Çarşamba

Tavsiye Olunur: Tess Gerritsen, Silinis


Yine bir Tess Gerritsen kitabı, yine sürükleyici olaylar, yine gizem dolu bir hikaye yine merak.. Açıkçası Cerrah'tan sonra başka bir kitabı beğenmem diye korkmuştum; ancak boşuna korkmuşum.. Bana polisiye/gerilim romanlarını sevdiren Tess Gerritsen'a saygılar.. :)

İlk satırlardan itibaren okuyucuyu avucunun içine alan elinizden bırakamayacağınız bu kitabın konusuna gelecek olursak, evden kaçan gencecik zavallı kızların kandırılıp fuhuş batağına batmasıyla başlıyor tüm olaylar. 

Ve adli tıp uzmanı Maura'nın morga gittiğinde genç bir kadının -ki bu fuhuş batağındaki kızlarımızdan biri oluyor- tesadüfi bir şekilde hala yaşadığını anlamasıyla devam ediyor.. Genç kadının hastaneyi birbirine katması ve tesadüfen doğum sebebiyle aynı hastanede bulunan Boston cinayet masası dedektifi Jane Rizzoli'yi de rehine almasıyla heyecan doruk noktasına ulaşıyor..


Daha fazla ipucu yok, okuyup görün.. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.. Bu arada kitap ayracım da çok tatlı çıkmamış mı :)



Bu da kitabın tanıtımı:

Kendini bir rehine krizinin yanlış tarafında bulunca, hamile olan cinayet masası detektifi Jane Rizzoli, hayatının en mutlu saatleri olabilecek süreçte kendini tam bir kâbusun ortasında bulur. İsimsiz, güzel bir kadın, morga ceset olarak getirilir. Fakat Boston’lu tıp uzmanı Maura Isles ceset torbasını açıp baktığında, unutamayacağı bir korku yaşar: Ceset gözlerini açar!

Hâlâ hayatta olan kadın hastaneye yetiştirilir, ama tuhaflıklar çok geçmeden ölümcüllüğe dönüşür. Kadın, son derece soğukkanlı bir şekilde güvenlik görevlisini öldürerek hastaları rehin alır… Aralarından biri hamile cinayet detektifi Jane Rizzoli’dir.

Bu şiddet eğilimli, çaresiz ruh kimdir ve istediği nedir? Gergin saatler ilerlerken Maura, Jane’in kocası FBI ajanı Gabriel Dean’le işbirliği yaparak gizemli katilin kimliğini araştırmaya başlar. Federal ajanlar aniden ortaya çıkınca, Maura ve Gabriel sıradan bir rehine krizinden çok daha derinlere uzanan bir olayla karşı karşıya olduklarını anlarlar. Bu gizemin anahtarını sadece silahlı çılgın kadınla kapana kısılmış olan Rizzoli elinde tutmaktadır… Tabii eğer hayatta kalırsa.



Şiddetle tavsiye olunur..



 Cerrah değerlendirmem için buraya tık tık


Not: Film tadında harika bir kitap.. Filmi yapılmasa da dizisi var en azından :) Bilmeyenlere duyurulur: kitaptaki Jane Rizzoli ve Maura Isles karakterleri bir diziye ilham konusu oldu. Dizinin adı, Rizzoli & Isles





Devamını Oku

6 Nisan 2013 Cumartesi

Tavsiye Olunur: Elif Safak, Semspare


Elif Şafak'ın son kitabı Şemspare. Habertürk Gazetesi'nde yazdığı yazılardan derlenmiş, deneme türünden güzel bir kitap..

Ayrıca kitaptaki yazılı unsurları desteklemek için konulan çizimler de kitapla gayet güzel bir bütünlük oluşturmuş.

Şunu anladım ki Elif Şafak'ın kitaplarını okuyorsanız; sadece bir kitap okumuyorsunuz. Kitap içinde binlerce kitap, kitap içinde onlarca film, şiir, hikaye ve hayat görüşü.. 

Benim de çok sevdiğim ders verici bir olay olan Dreyfus olayı, Çek sanatçı ve siyasetçi Vaclav Havel, İranlı kadın şair Füruğ Ferruhzad'ın hikayesi, gerçek bir hikaye olan ormanda kendi başına büyümüş Vahşi Oğlan Peter'ın yaşam serüveninin nasıl da romanlara konu olduğuna kadar daha birçok şey öğretiyor insana..

Ve okunması gereken, bizzat yazar tarafından tavsiye edilen kitaplar: Örümcek Kadının Öpücüğü- Manuel Puig, Shakespeare Olmak- Stephan Greenblatt, Germinal- Emile Zola..

Uzun lafın kısası insanın ufkunu genişleten, yeni serüvenlere sürükleyen, sadece kendi açınızdan değil daha geniş açılardan bakmanızı sağlayan ve belki de pencerelerinizi sadece kendi ülkenizde olup bitenlere değil tüm dünyaya açmanızı sağlayan bir kitap. Okunası bir kitap.



Kitaptan altını çizdiğim bazı bölümler:

Nasıl da tahammülsüz davranıyoruz, aşk söz konusu oldu mu şüphenin kırıntısına dahi. Totaliter aşklarımız. Yayılmacı, işgalci, tahakkümperver. Sevdiğimizin benliğinin haritasını ele geçirmediğimiz tek bir köy ya da kasaba kalmamalı. Emin olmak istiyoruz, yüzde yüz, yüzde beş yüz.

Ölene kadar seveceğim yemini ne kadar temelsiz aslında, boş bir dayatma. Şu anı bilebiliriz sadece, koca bir ömre dair edilen her taahhüt, özünde zorlama.

Her ülkede seçim öncesi fikir ayrılıkları olur ama biz daha ziyade gezegen ayrılıkları yaşıyoruz. Ayrı galaksilerin yaratıkları gibi davranıyoruz birbirimize.

Eğilip bükülmeyen sonunda kırılır, düşünmediler. Eğilip bükülmeyen sonunda kırar, düşünmediler.

Tereddüt inancında, özgüvenin de, aşkın da olmazsa olmazı. Şüpheye ve çelişkiye yer vermeyen aşklar, yalan aşklar!

Dünya bir kütüphane keşfedilmeyi bekleyen. İçinde yaşadığın şehir bir eser açılmayı bekleyen. aşk da insan da bir kitap okunmayı bekleyen...

Vazgeçebilmek bir erdemdir. Bir deli güzel meziyettir ki insan kolay kolay kavrayamaz önemini. Gençken daha zordur buna vasıl olmak... Hayat öğretir bize. Hayat ve bir de kronikleşmiş hatalarımız. Kimilerimiz ise hiçbir zaman öğrenemeyiz. Dersimizi alamayız...

Peki ne yapmalı? Zor da olsa, bırakmaz lazım. Gitmek istiyorsa sevgili, madem ki budur gönlünün dilediği, dilinin söylediği, kenara çekilip yol açmak lazım gidene. Vazgeçebilmek.





Tavsiye olunur..

=)

Devamını Oku

15 Mart 2013 Cuma

Tavsiye Olunur: Tess Gerritsen, Cerrah

Genelde çok polisiye kitap tercih eden biri sayılmam; ancak Tess Gerritsen bu konudaki fikirlerimi değiştirdi diyebilirim. Kitabı okurken bir yazarın bu kadar tıbbi terimi bilmesi için ancak doktor olması gerek diye düşünüyordum ki; yazarımız hakkında yaptığım kısa bir araştırmadan sonra bir dahiliye uzmanı olduğunu ve yazmak için mesleğini bıraktığını öğrendim..

 Dünyadaki ilk tıbbi gerilim kitabını yazmış ve bana kalırsa çok da iyi yapmış..

Okuduğum en güzel polisiye/gerilim kitabı diyebilirim sanırım bu kitap için.

Kitabın ilk bölümünden itibaren okuyucuyu elinin içine alan ve her anında sürükleyebilen heyecan verici bir üslubu var..

Konusuna gelecek olursak, bir cerrah ustalığında becerilere sahip bir seri katilin bu becerilerini kurbanların üzerinde uygulamasını konu alıyor kısaca. Ve yarım kalan bir işi tamamlamak için, intikam için, Dr. Cordell için geri dönüyor..

Uzun lafın kısası polisiye/gerilim sevenler mutlaka okusun diyor ve ısrarla tavsiye ediyorum.. :)

Kitabın son sözünden çok beğendiğim son sözleri:


"Ben hiç reddetmedim. Temel tabiatımı kabul ediyor, benimsiyorum. Tanrı'nın yarattığı gibiyim; Tanrı'nın hepimizi yarattığı gibi. Kuzu nasıl kutsanmışsa, aslan da öyle kutsandı. 

Avcı da! "



Tavsiye Olunur..





Devamını Oku

17 Şubat 2013 Pazar

Tavsiye Olunur: Ilgın Olut, Neva




Bir arkadaşımın yoğun ısrarları üzerine okumaya karar vermiştim. Başlarında ilerlemek biraz zor oldu ama sonrasında gayet akıcı bir şekilde ilerledi. Bir doktorun başından geçen olaylar ve yaşadığı büyük aşkı anlatan güzel bir roman.. 

Yazarın ilk kitabı, üslubu sade ve samimi; herhangi bir yazarlık kaygısı veya edebi kaygı duymadığını özellikle sık sık belirtiyor yazarımız Ilgın Olut.

Çoğu insan için içinden birçok önemli ders çıkarılabilecek, okunmaya değer güzel bir kitap olarak nitelendirebiliriz sanırım.


Fikir vermesi açısından kitaptan sevdiğim bir bölüm


"Sonsuz sonu olandan daha güçlüdür; öyleyse ben hayattan ve zamandan daha güçlüyüm.

Öyleyse; 
Davam var; çılgınca akıp giden zamana, sevdiklerimizi bizden alıp götürmesine..

Davam var; isteyip de elde edemediklerimize, sevip de kavuşamadıklarımıza..

Davam var; merhametsizlere, sevgisizlere.. Bomboş hedeflere, yalancı coşkulara, sonlu hislere çakılıp kalan akılsızlara..

Davam var; sevgiyle, öfkeyle sevinçle, hüzünle, hasretle, şefkatle bakabilen, içinde sonsuzdan pırıltılar akseden gözlerimi kör solucanların, çıyanların yiyecek olmasına..

Ne istersem vereceksin bana, sadece insan olduğum için.. Çünkü sen fanisin, benim içimde ise sonsuzluk var.."




Tavsiye olunur..





Devamını Oku

26 Ocak 2013 Cumartesi

Tavsiye Olunur: Pucca, Allah Beni Böyle Yaratmıs


İki günde bitirdiğim, çoğu yerinde sesli güldüğüm ve yine çoğu yerinde de içimi acıtan ender kitaplardan..

Ünlü bir blog yazarı olan Pucca'nın üniversite hayatı ve  “Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlu'nun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyordu diye tanımladığı Ankaralı'yla olan ilişkisini anlatan güzel bir kitap. 


Üniversiteyi kazanarak Ankara'ya gelen bir genç kızın yaşadığı ilginç olaylar, başına gelenler, çocukça masumiyeti ve boyundan büyük 4 yıl süren inişli çıkışlı aşk hikayesi..

Ben bir solukta okudum; ama bütün seriyi okuyanlar ilk iki kitaba göre daha durağan olduğunu söylüyor. Eğer bu kitap için durağan dedilerse -ki benim için son derece akıcıydı- ilk iki kitabı delicesine merak ediyorum şu an. 

Ben direk üçüncü kitaptan başladım; tabi o da tesadüf eseri.. D&R' da gezinirken gözüm bu kitaba takıldı; biraz içeriğine baktım birkaç paragraf okudum almaya cesaret edemedim; her D&R' a geldiğimde, geldim gittim baktım, geldim gittim baktım.. En sonunda arkadaşım halime acımış olacak ki bana bu kitabı  hediye etme ihtiyacı duydu :) Tabi bunda aynamı kırdığı için bu hatasını telafi etme çabasının veya suçluluk duygusunun da etkili olduğunu söyleyebilirim..:)

Lafı daha fazla uzatarak vıdı vıdı etmeyim, bu kadar ön bilgi yeter sanırım.. Daha fazlasını kitaba saklayın diyorum ve son olarak fikir edinmek için size kitaptan birkaç kesit;

Tartışırken 'seviyene inemem' diyorsam bunun anlamı, 'söyleyecek bir şey bulamadım, 
sanırım beni döveceksin ben kaçıyorum, annenlere selam'

Sanırım ben o kendi kedini gaza getiren insanlardanım, yani ortada fol yok yumurta yokken ben kendime omlet yapmaya çalışıyorum..

Dünyadaki en büyük heyecanlardan, bangee jumping'den, ejderhaların seni kovalamasından, İkinci Dünya Savaşı'ndan, hırsızlık yapmaktan, karanlıkta tuvalete gitmekten daha adrenalinli bir şey varsa o da sevgilinin telefonunu kurcalamaktır.

Sevgiliyi gördüğünde içinde olan o tuhaf heyecan 'bunu ona anlatmalıyım' paniği, ayrılınca yerini 'geldi yine tipini siktiğim'e bırakıyor...

Arkadaşların, ailen hatta tüm dünya birleşse 'bu adam sana göre değil' dese o adama daha da yapışırsın. Ama falcı dediyse o adam artık bitmiştir...

'Senin için her şeyi yaparım' ile 'Ben sana ne yaptım ya, bizi bu hale getirdin!' arasında geçen zaman dilimine ilişki denilir, maalesef..

Ve "Eski sevgiliye dönmek, ev tişörtüyle dışarıya çıkmak gibi. Rahat, bildik ama özel değil. Hep bir huzursuzluk, keşke giymeseydim hissi..." diyor Pucca, ne kadar haklı..


Bu kadar tüyo yeter diyorum ve her zamanki gibi geleneğe uyarak yanaklarınızdan da mıncırmayı ihmal etmiyorum..



Not: Küfürlü konuşmaları sevmeyenler için kötü haber: kahramanımız Pucca'nın dilinin ayarı yok! :) (Pucca'nın küfür haznesi beni şoktan şoka soktu.. Başlangıçta ben de pek küfür sevmeyen biri olarak epey yadırgadım ama okudukça bunu açık sözlülüğüne bağladım ya da bağlamak istedim..)

Dip Not: Bu da erkekler için: Kitapta kadınların erkeklere olan bakış açısı, olayları algılama ve değerlendirme mevzuları -e kitabın yazarı da bir kadın olduğu için- tamamen bir kadın gözüyle yazılmış, haberiniz ola.. 


Devamını Oku

Pages

kitap tavsiyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap tavsiyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2013 Çarşamba


Yine bir Tess Gerritsen kitabı, yine sürükleyici olaylar, yine gizem dolu bir hikaye yine merak.. Açıkçası Cerrah'tan sonra başka bir kitabı beğenmem diye korkmuştum; ancak boşuna korkmuşum.. Bana polisiye/gerilim romanlarını sevdiren Tess Gerritsen'a saygılar.. :)

İlk satırlardan itibaren okuyucuyu avucunun içine alan elinizden bırakamayacağınız bu kitabın konusuna gelecek olursak, evden kaçan gencecik zavallı kızların kandırılıp fuhuş batağına batmasıyla başlıyor tüm olaylar. 

Ve adli tıp uzmanı Maura'nın morga gittiğinde genç bir kadının -ki bu fuhuş batağındaki kızlarımızdan biri oluyor- tesadüfi bir şekilde hala yaşadığını anlamasıyla devam ediyor.. Genç kadının hastaneyi birbirine katması ve tesadüfen doğum sebebiyle aynı hastanede bulunan Boston cinayet masası dedektifi Jane Rizzoli'yi de rehine almasıyla heyecan doruk noktasına ulaşıyor..


Daha fazla ipucu yok, okuyup görün.. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.. Bu arada kitap ayracım da çok tatlı çıkmamış mı :)



Bu da kitabın tanıtımı:

Kendini bir rehine krizinin yanlış tarafında bulunca, hamile olan cinayet masası detektifi Jane Rizzoli, hayatının en mutlu saatleri olabilecek süreçte kendini tam bir kâbusun ortasında bulur. İsimsiz, güzel bir kadın, morga ceset olarak getirilir. Fakat Boston’lu tıp uzmanı Maura Isles ceset torbasını açıp baktığında, unutamayacağı bir korku yaşar: Ceset gözlerini açar!

Hâlâ hayatta olan kadın hastaneye yetiştirilir, ama tuhaflıklar çok geçmeden ölümcüllüğe dönüşür. Kadın, son derece soğukkanlı bir şekilde güvenlik görevlisini öldürerek hastaları rehin alır… Aralarından biri hamile cinayet detektifi Jane Rizzoli’dir.

Bu şiddet eğilimli, çaresiz ruh kimdir ve istediği nedir? Gergin saatler ilerlerken Maura, Jane’in kocası FBI ajanı Gabriel Dean’le işbirliği yaparak gizemli katilin kimliğini araştırmaya başlar. Federal ajanlar aniden ortaya çıkınca, Maura ve Gabriel sıradan bir rehine krizinden çok daha derinlere uzanan bir olayla karşı karşıya olduklarını anlarlar. Bu gizemin anahtarını sadece silahlı çılgın kadınla kapana kısılmış olan Rizzoli elinde tutmaktadır… Tabii eğer hayatta kalırsa.



Şiddetle tavsiye olunur..



 Cerrah değerlendirmem için buraya tık tık


Not: Film tadında harika bir kitap.. Filmi yapılmasa da dizisi var en azından :) Bilmeyenlere duyurulur: kitaptaki Jane Rizzoli ve Maura Isles karakterleri bir diziye ilham konusu oldu. Dizinin adı, Rizzoli & Isles





6 Nisan 2013 Cumartesi


Elif Şafak'ın son kitabı Şemspare. Habertürk Gazetesi'nde yazdığı yazılardan derlenmiş, deneme türünden güzel bir kitap..

Ayrıca kitaptaki yazılı unsurları desteklemek için konulan çizimler de kitapla gayet güzel bir bütünlük oluşturmuş.

Şunu anladım ki Elif Şafak'ın kitaplarını okuyorsanız; sadece bir kitap okumuyorsunuz. Kitap içinde binlerce kitap, kitap içinde onlarca film, şiir, hikaye ve hayat görüşü.. 

Benim de çok sevdiğim ders verici bir olay olan Dreyfus olayı, Çek sanatçı ve siyasetçi Vaclav Havel, İranlı kadın şair Füruğ Ferruhzad'ın hikayesi, gerçek bir hikaye olan ormanda kendi başına büyümüş Vahşi Oğlan Peter'ın yaşam serüveninin nasıl da romanlara konu olduğuna kadar daha birçok şey öğretiyor insana..

Ve okunması gereken, bizzat yazar tarafından tavsiye edilen kitaplar: Örümcek Kadının Öpücüğü- Manuel Puig, Shakespeare Olmak- Stephan Greenblatt, Germinal- Emile Zola..

Uzun lafın kısası insanın ufkunu genişleten, yeni serüvenlere sürükleyen, sadece kendi açınızdan değil daha geniş açılardan bakmanızı sağlayan ve belki de pencerelerinizi sadece kendi ülkenizde olup bitenlere değil tüm dünyaya açmanızı sağlayan bir kitap. Okunası bir kitap.



Kitaptan altını çizdiğim bazı bölümler:

Nasıl da tahammülsüz davranıyoruz, aşk söz konusu oldu mu şüphenin kırıntısına dahi. Totaliter aşklarımız. Yayılmacı, işgalci, tahakkümperver. Sevdiğimizin benliğinin haritasını ele geçirmediğimiz tek bir köy ya da kasaba kalmamalı. Emin olmak istiyoruz, yüzde yüz, yüzde beş yüz.

Ölene kadar seveceğim yemini ne kadar temelsiz aslında, boş bir dayatma. Şu anı bilebiliriz sadece, koca bir ömre dair edilen her taahhüt, özünde zorlama.

Her ülkede seçim öncesi fikir ayrılıkları olur ama biz daha ziyade gezegen ayrılıkları yaşıyoruz. Ayrı galaksilerin yaratıkları gibi davranıyoruz birbirimize.

Eğilip bükülmeyen sonunda kırılır, düşünmediler. Eğilip bükülmeyen sonunda kırar, düşünmediler.

Tereddüt inancında, özgüvenin de, aşkın da olmazsa olmazı. Şüpheye ve çelişkiye yer vermeyen aşklar, yalan aşklar!

Dünya bir kütüphane keşfedilmeyi bekleyen. İçinde yaşadığın şehir bir eser açılmayı bekleyen. aşk da insan da bir kitap okunmayı bekleyen...

Vazgeçebilmek bir erdemdir. Bir deli güzel meziyettir ki insan kolay kolay kavrayamaz önemini. Gençken daha zordur buna vasıl olmak... Hayat öğretir bize. Hayat ve bir de kronikleşmiş hatalarımız. Kimilerimiz ise hiçbir zaman öğrenemeyiz. Dersimizi alamayız...

Peki ne yapmalı? Zor da olsa, bırakmaz lazım. Gitmek istiyorsa sevgili, madem ki budur gönlünün dilediği, dilinin söylediği, kenara çekilip yol açmak lazım gidene. Vazgeçebilmek.





Tavsiye olunur..

=)

15 Mart 2013 Cuma

Genelde çok polisiye kitap tercih eden biri sayılmam; ancak Tess Gerritsen bu konudaki fikirlerimi değiştirdi diyebilirim. Kitabı okurken bir yazarın bu kadar tıbbi terimi bilmesi için ancak doktor olması gerek diye düşünüyordum ki; yazarımız hakkında yaptığım kısa bir araştırmadan sonra bir dahiliye uzmanı olduğunu ve yazmak için mesleğini bıraktığını öğrendim..

 Dünyadaki ilk tıbbi gerilim kitabını yazmış ve bana kalırsa çok da iyi yapmış..

Okuduğum en güzel polisiye/gerilim kitabı diyebilirim sanırım bu kitap için.

Kitabın ilk bölümünden itibaren okuyucuyu elinin içine alan ve her anında sürükleyebilen heyecan verici bir üslubu var..

Konusuna gelecek olursak, bir cerrah ustalığında becerilere sahip bir seri katilin bu becerilerini kurbanların üzerinde uygulamasını konu alıyor kısaca. Ve yarım kalan bir işi tamamlamak için, intikam için, Dr. Cordell için geri dönüyor..

Uzun lafın kısası polisiye/gerilim sevenler mutlaka okusun diyor ve ısrarla tavsiye ediyorum.. :)

Kitabın son sözünden çok beğendiğim son sözleri:


"Ben hiç reddetmedim. Temel tabiatımı kabul ediyor, benimsiyorum. Tanrı'nın yarattığı gibiyim; Tanrı'nın hepimizi yarattığı gibi. Kuzu nasıl kutsanmışsa, aslan da öyle kutsandı. 

Avcı da! "



Tavsiye Olunur..





17 Şubat 2013 Pazar




Bir arkadaşımın yoğun ısrarları üzerine okumaya karar vermiştim. Başlarında ilerlemek biraz zor oldu ama sonrasında gayet akıcı bir şekilde ilerledi. Bir doktorun başından geçen olaylar ve yaşadığı büyük aşkı anlatan güzel bir roman.. 

Yazarın ilk kitabı, üslubu sade ve samimi; herhangi bir yazarlık kaygısı veya edebi kaygı duymadığını özellikle sık sık belirtiyor yazarımız Ilgın Olut.

Çoğu insan için içinden birçok önemli ders çıkarılabilecek, okunmaya değer güzel bir kitap olarak nitelendirebiliriz sanırım.


Fikir vermesi açısından kitaptan sevdiğim bir bölüm


"Sonsuz sonu olandan daha güçlüdür; öyleyse ben hayattan ve zamandan daha güçlüyüm.

Öyleyse; 
Davam var; çılgınca akıp giden zamana, sevdiklerimizi bizden alıp götürmesine..

Davam var; isteyip de elde edemediklerimize, sevip de kavuşamadıklarımıza..

Davam var; merhametsizlere, sevgisizlere.. Bomboş hedeflere, yalancı coşkulara, sonlu hislere çakılıp kalan akılsızlara..

Davam var; sevgiyle, öfkeyle sevinçle, hüzünle, hasretle, şefkatle bakabilen, içinde sonsuzdan pırıltılar akseden gözlerimi kör solucanların, çıyanların yiyecek olmasına..

Ne istersem vereceksin bana, sadece insan olduğum için.. Çünkü sen fanisin, benim içimde ise sonsuzluk var.."




Tavsiye olunur..





26 Ocak 2013 Cumartesi


İki günde bitirdiğim, çoğu yerinde sesli güldüğüm ve yine çoğu yerinde de içimi acıtan ender kitaplardan..

Ünlü bir blog yazarı olan Pucca'nın üniversite hayatı ve  “Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlu'nun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyordu diye tanımladığı Ankaralı'yla olan ilişkisini anlatan güzel bir kitap. 


Üniversiteyi kazanarak Ankara'ya gelen bir genç kızın yaşadığı ilginç olaylar, başına gelenler, çocukça masumiyeti ve boyundan büyük 4 yıl süren inişli çıkışlı aşk hikayesi..

Ben bir solukta okudum; ama bütün seriyi okuyanlar ilk iki kitaba göre daha durağan olduğunu söylüyor. Eğer bu kitap için durağan dedilerse -ki benim için son derece akıcıydı- ilk iki kitabı delicesine merak ediyorum şu an. 

Ben direk üçüncü kitaptan başladım; tabi o da tesadüf eseri.. D&R' da gezinirken gözüm bu kitaba takıldı; biraz içeriğine baktım birkaç paragraf okudum almaya cesaret edemedim; her D&R' a geldiğimde, geldim gittim baktım, geldim gittim baktım.. En sonunda arkadaşım halime acımış olacak ki bana bu kitabı  hediye etme ihtiyacı duydu :) Tabi bunda aynamı kırdığı için bu hatasını telafi etme çabasının veya suçluluk duygusunun da etkili olduğunu söyleyebilirim..:)

Lafı daha fazla uzatarak vıdı vıdı etmeyim, bu kadar ön bilgi yeter sanırım.. Daha fazlasını kitaba saklayın diyorum ve son olarak fikir edinmek için size kitaptan birkaç kesit;

Tartışırken 'seviyene inemem' diyorsam bunun anlamı, 'söyleyecek bir şey bulamadım, 
sanırım beni döveceksin ben kaçıyorum, annenlere selam'

Sanırım ben o kendi kedini gaza getiren insanlardanım, yani ortada fol yok yumurta yokken ben kendime omlet yapmaya çalışıyorum..

Dünyadaki en büyük heyecanlardan, bangee jumping'den, ejderhaların seni kovalamasından, İkinci Dünya Savaşı'ndan, hırsızlık yapmaktan, karanlıkta tuvalete gitmekten daha adrenalinli bir şey varsa o da sevgilinin telefonunu kurcalamaktır.

Sevgiliyi gördüğünde içinde olan o tuhaf heyecan 'bunu ona anlatmalıyım' paniği, ayrılınca yerini 'geldi yine tipini siktiğim'e bırakıyor...

Arkadaşların, ailen hatta tüm dünya birleşse 'bu adam sana göre değil' dese o adama daha da yapışırsın. Ama falcı dediyse o adam artık bitmiştir...

'Senin için her şeyi yaparım' ile 'Ben sana ne yaptım ya, bizi bu hale getirdin!' arasında geçen zaman dilimine ilişki denilir, maalesef..

Ve "Eski sevgiliye dönmek, ev tişörtüyle dışarıya çıkmak gibi. Rahat, bildik ama özel değil. Hep bir huzursuzluk, keşke giymeseydim hissi..." diyor Pucca, ne kadar haklı..


Bu kadar tüyo yeter diyorum ve her zamanki gibi geleneğe uyarak yanaklarınızdan da mıncırmayı ihmal etmiyorum..



Not: Küfürlü konuşmaları sevmeyenler için kötü haber: kahramanımız Pucca'nın dilinin ayarı yok! :) (Pucca'nın küfür haznesi beni şoktan şoka soktu.. Başlangıçta ben de pek küfür sevmeyen biri olarak epey yadırgadım ama okudukça bunu açık sözlülüğüne bağladım ya da bağlamak istedim..)

Dip Not: Bu da erkekler için: Kitapta kadınların erkeklere olan bakış açısı, olayları algılama ve değerlendirme mevzuları -e kitabın yazarı da bir kadın olduğu için- tamamen bir kadın gözüyle yazılmış, haberiniz ola.. 


Bi bana baksana!!

Bu sitede yer alan tüm yazı ve içerik gerberaa.blogspot.com adresine aittir. İzin alınmadan veya şu siteden alınmıştır şeklinde isim belirtmeden alıntı yapılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Haklara Tecavüzün Önlenmesi başlıklı 81.maddesine göre suçtur. Sonra ‘vay efendim bilmiyordum, düşünemedim’ deme! Bağlantı koy şurdan alıntıdır diye ciğerimi ye, beni de psikopata bağlatma ama dmi? J

© 2011 gerberaa, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena