Frangipani Flower
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

26 Ocak 2013 Cumartesi

Kısa kısa.. #3






Tuvalette resim çeken insan neyi kanıtlamaya çalışıyor olabilir, hep merak etmişimdir..


Seviyorsa gerisi önemli değil dedi geçen bir arkadaşım bir film hakkında yorum yaparken.. Peki ya saygı duymuyorsa!.. Mesela seni bir güzel dövse, tehdit etse ya da bir güzel dümdüz küfürleri bassa! O zaman da sevgi yeter mi?


Kadınlara dedikoducu diyen erkeklere sesleniyorum, bir kızın özel hayatını "kesin bilmemne yapıyor, kimle ne halt yiyor, ooo mini etekleri de giymiş kesin yollu vb" pis şekillerde 3 saat konuşup arkasından atıp tutmak dedikodudan sayılmıyor mu!


Acaba insan neden yapılan iyilikleri, fedakarlıkları bir anda unutur da; yapılan hataları bir ömür unutmaz, deve gibi kin tutar?


Misafirliğe gelen teyzelerin her yaramaz çocuğa "ayy nasıl da hareketli maşallah kesin çok zeki olacak" vb bol keseden attığı teselli palavralarını, ebeveynler gerçekten yutuyor mu acaba?


Sinemada en ufak seste rahatsız olarak o arkadaşı uyarma ihtiyacı duyan ve arada aldığı patlamış mısırla katur kutur mısır yiyen insanlara sevgiler..


Kızların "benim sevgilim daha yakışıklı, düşünceli, romantik vb" konularında sevgililerini  yarıştırarak üstünlük sağlama çabaları erkeklerin araba yarıştırmasına benzer.. İkisinde de ortaya ilginç diyaloglar çıkabiliyor..


Çiftler sevgiliyken birbirleri üzerinde etkili, evlendikten sonra ise yetkili haline gelir.. 


Gözünü sabah Facebook'ta açıp akşam Twitter'da kapatan, sosyal alemi kendine mesken tutan sanal arkadaşlarıma selam olsun..

Hep takılmışımdır ben sana değil aşka aşığım ya da ben seni değil seni sevmeyi seviyorum lafına.. Lan git sevgiye aşık ol o zaman beni niye araç olarak kullanıyorsun o zaman demezler mi adama..


Normalde bağıra çağıra hanzo gibi konuşan; ama ilk kez karşılaştığı yabancılarla, özellikle de erkeklerle konuşurken sesini bin kat incelten ve bu sivrisinek vızıltısı sesiyle kibar olduğunu düşünen kız arkadaşlarıma kokulu kokulu öpücükler gönderiyorum..

Otobüste yanıma yüz kg civarı kilolu bir bayan oturdu, valla ben bu kadar kısa zamanda kimseyle bu kadar yakınlaşmadım.. Akraba olsak yeridir..


Merak ediyorum, 'sorun sende değil, ben de' klişesini kullananlar var mıdır hala?





Devamını Oku

Tavsiye Olunur: Pucca, Allah Beni Böyle Yaratmıs


İki günde bitirdiğim, çoğu yerinde sesli güldüğüm ve yine çoğu yerinde de içimi acıtan ender kitaplardan..

Ünlü bir blog yazarı olan Pucca'nın üniversite hayatı ve  “Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlu'nun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyordu diye tanımladığı Ankaralı'yla olan ilişkisini anlatan güzel bir kitap. 


Üniversiteyi kazanarak Ankara'ya gelen bir genç kızın yaşadığı ilginç olaylar, başına gelenler, çocukça masumiyeti ve boyundan büyük 4 yıl süren inişli çıkışlı aşk hikayesi..

Ben bir solukta okudum; ama bütün seriyi okuyanlar ilk iki kitaba göre daha durağan olduğunu söylüyor. Eğer bu kitap için durağan dedilerse -ki benim için son derece akıcıydı- ilk iki kitabı delicesine merak ediyorum şu an. 

Ben direk üçüncü kitaptan başladım; tabi o da tesadüf eseri.. D&R' da gezinirken gözüm bu kitaba takıldı; biraz içeriğine baktım birkaç paragraf okudum almaya cesaret edemedim; her D&R' a geldiğimde, geldim gittim baktım, geldim gittim baktım.. En sonunda arkadaşım halime acımış olacak ki bana bu kitabı  hediye etme ihtiyacı duydu :) Tabi bunda aynamı kırdığı için bu hatasını telafi etme çabasının veya suçluluk duygusunun da etkili olduğunu söyleyebilirim..:)

Lafı daha fazla uzatarak vıdı vıdı etmeyim, bu kadar ön bilgi yeter sanırım.. Daha fazlasını kitaba saklayın diyorum ve son olarak fikir edinmek için size kitaptan birkaç kesit;

Tartışırken 'seviyene inemem' diyorsam bunun anlamı, 'söyleyecek bir şey bulamadım, 
sanırım beni döveceksin ben kaçıyorum, annenlere selam'

Sanırım ben o kendi kedini gaza getiren insanlardanım, yani ortada fol yok yumurta yokken ben kendime omlet yapmaya çalışıyorum..

Dünyadaki en büyük heyecanlardan, bangee jumping'den, ejderhaların seni kovalamasından, İkinci Dünya Savaşı'ndan, hırsızlık yapmaktan, karanlıkta tuvalete gitmekten daha adrenalinli bir şey varsa o da sevgilinin telefonunu kurcalamaktır.

Sevgiliyi gördüğünde içinde olan o tuhaf heyecan 'bunu ona anlatmalıyım' paniği, ayrılınca yerini 'geldi yine tipini siktiğim'e bırakıyor...

Arkadaşların, ailen hatta tüm dünya birleşse 'bu adam sana göre değil' dese o adama daha da yapışırsın. Ama falcı dediyse o adam artık bitmiştir...

'Senin için her şeyi yaparım' ile 'Ben sana ne yaptım ya, bizi bu hale getirdin!' arasında geçen zaman dilimine ilişki denilir, maalesef..

Ve "Eski sevgiliye dönmek, ev tişörtüyle dışarıya çıkmak gibi. Rahat, bildik ama özel değil. Hep bir huzursuzluk, keşke giymeseydim hissi..." diyor Pucca, ne kadar haklı..


Bu kadar tüyo yeter diyorum ve her zamanki gibi geleneğe uyarak yanaklarınızdan da mıncırmayı ihmal etmiyorum..



Not: Küfürlü konuşmaları sevmeyenler için kötü haber: kahramanımız Pucca'nın dilinin ayarı yok! :) (Pucca'nın küfür haznesi beni şoktan şoka soktu.. Başlangıçta ben de pek küfür sevmeyen biri olarak epey yadırgadım ama okudukça bunu açık sözlülüğüne bağladım ya da bağlamak istedim..)

Dip Not: Bu da erkekler için: Kitapta kadınların erkeklere olan bakış açısı, olayları algılama ve değerlendirme mevzuları -e kitabın yazarı da bir kadın olduğu için- tamamen bir kadın gözüyle yazılmış, haberiniz ola.. 


Devamını Oku

24 Ocak 2013 Perşembe

Sen kimsin peki?



Her şeye kulp bulanlara ithafen;


Kilolu olsa ; Balina.

Zayıf olsa ; dal yutmuş.

Kısa etek giyerse ; yollu.

Uzun giyerse ; Kezban.

Samimi davranırsa ; yalaka.

Mesafe koyarsa ; yabani.

Makyaj yapsa ; doğal ol be baban badanacı mı?

Yapmasa ; ulan göz zevkimi bozdun yeminle.

Ders çalışsa ; yakında fotosentez yapacak.

Çalışmasa ; niyeti okumak değil zaten manita yapmaya geliyor okula.

Birini sevse ; Bu yaştan başlamış zilli.

Sevmese ; sığır aklınca zor kızı oynayacak.

Güzel olsa ; Kesin veriyordur.

Çirkin olsa ; Evladım olsa cebine eroin koyar polise veririm.

Peki, her şey iyi güzel de;

Birini eleştirirken hiç dönüp de ben kimim lan ,neye benziyorum diye aynaya baktın mı sen ?




Küçük İskender





Devamını Oku

20 Ocak 2013 Pazar

En Güzel Hediye



    Geçen hafta 5.sınıflardan iki öğrencim harçlıklarını birleştirip bir hediye almışlar bana. Anaaam görseniz ne tatlılar lan! Biri bütün okulun yaka silktiği, şikayet ettiği, sınıfın en haylaz öğrencisi; diğeri ise bütün öğretmenlerinin övgüyle söz ettiği en başarılı öğrencisi..

     Neyse efem sadede geliyorum. İlk teneffüste öğretmenim gelebilir misiniz diye beni sınıfa çağırmaları ve elime kendi elleriyle yapmış oldukları bir zarfı tutuşturmaları bir oldu. Tam teşekkür ederim diyecektim ki; aa bi baktım utanıp kaçışıyorlar :) Yazım yanlışları ve noktalama işaretleri yanlışlarını görmezden gelerek, mektubumu okudum. "öğretmenim biz sizi ilk geldiğinizden beri çok seviyoruz" yazısı zaten benim 32 dişimi göstermeme yetmiyormuş gibi, baktım bir de kolye almışlar banaaa :) 

     Sonraki teneffüslerde haylaz ve çalışkan öğrencilerim durmadan peşimde dolaşıyor, bana bakınıp duruyorlar.. En sonunda dayanamadılar, haylaz yanıma geldi öğretmenim kolyenizi taktınız mı diye sordu. Benden 'tabi ki taktım çok da beğendim, teşekkür ederim' cevabını alır almaz, birlikte hediye aldığı yanındaki arkadaşına hemen yetiştirdi: takmış takmışş! Öyle bir sevindiler ki, şaşırdım.. Noluyo lan yoksa başka bir şey mi var diyesim geldi :) O nasıl bir sevinme, nasıl bir gururlanmadır öyle!

     Her gün cips, çikolata yiyen haylaz o gün hiçbir şey almadı, içim sızladı lan! Çocuklar harçlıklarını bana feda etmiş.. 


Bundan daha güzel bir hediye almadım ben! 








     
Devamını Oku

Çürük Çıktım!



    Evet sevgili okuyucu yanlış okumadın bildiğin çürük çıktım! Geçen çarşamba günümü hastane ve doktorlara feda ettim.. Sonuç: tırtt ! 

     Önce göz hastanesinde öğrendiğim kör olduğum gerçeğiyle yüzleşirken dönüşte bütün yol boyunca arkadaşın omzunda sızlandım, höykürdüm.. Yok daha kör olmadım küçük bir problem sadece :( bu bile beni benden almaya yetti zaten.. 

     Durun daha bitmediii! ardından çene cerrahisine gittim ve orada da bu sefer de soldaki 20lik dişimin yan yattığını öğrendim, tam onun hemen küçük bir operasyonla alınması fikrine alışmaya çalışırken bir de çenemdeki bilememne diskinin kaymış olduğunu öğrendim.. Noluyo lan ölecek miyim ne? yaşlı olsam bu kadar çok sağlık problemim olmazdı heraldi!! 


Çok şükür dostlar benim de artık bir gözlüğüm ve lenslerim var!

     Bu gazla gittim kendime hemen küçücük numaralarıma uygun gözlüğümü ve lenslerimi aldım, aldım da halt ettim! bir bekle bilene sor ama dmi? nerdeeeeee!! Daha sonra gözlük takan arkadaşlarla konuştuktan sonra o kadar küçük numaralar için genelde gözlük takmadıklarını ve takmazsan ilerlemediğini ama takınca ilerlediğini bizzat gözlük takanlara tasdik ettirdim.. Biraz rahat durabilsem zaten, şaşırırım.. 

     Neyse ben de bunlara dayanarak ara ara ayıp olmasın o kadar aldım diyerekten gözlüğümü ve lenslerimi takiciim; bundan mütevellit artık sizin de dörtgöz bir gereberanız var sayın ve çok sevgili okuyucu.. Müjdemi isterim :)






Devamını Oku

19 Ocak 2013 Cumartesi

15 Ocak 2013 Salı

Noluyo Lan!



Bugünlerde her şeye ağlayabilirim çok sevgili okuyucu, ota çöpe her türlü saçma sapan konu için itinayla ağlanır! Kim demişti bana odun diye?? 

Ruhsuz, kalpsiz, odun ve duygusuz başta olmak üzere her türlü sıfatımı boşadım, terk ettim, ben benden gittim.. Sahi kimim lan ben :) Kedi yavrusu görsem gözlerim doluyo, noluyo lan bana! Ben kedileri sevmem ki! Taş kalbim mi yumuşuyor yoksa?

            İsmail YK dinleyip, Murat Kekilli söyleyesim,  ‘Bu akşam ölürüm diyesim’ geliyor!! :)

Normalde çok güçlüyüm ya; aman “gölgelerin gücü adına” diye attığım naralar boşa gitmesin!

 Eskiden güzel şarkı diye eşlik ettiğim duygusal şarkılar artık koyuyor;  derinden susarak dinliyor, düşünceli gözlerle bakıyorum.. Mıymıntı, sulugöz olma yolunda emin ve bir o kadar da hızlı adımlarla ilerliyoruuum.. Allah’ım bu gidişata bir son vermeliyim diye hemen faaliyete geçtim tabi.


Bu durumu danışmak için fikirlerine güvendiğim bir arkadaşıma gittim, sordum. Bana söylediği ilk şey ‘regl dönemine ne kadar var’ oldu :) doğru lan =) Ohh beaa…  


Bir de özellikle sözleriyle beni duygusala bağlayan Seksendört’ ün Dokunma adlı harika parçasını bir dinleyin derim..




Youtube’dan dinlemek için tık tık 


Bu da sözleri;

Dokunma dokunma kırılır kalbim dokunma
Kırma kırma seven kalbimi kırma
Dokunma dokunma ben yaralı bir gönülüm
Vurup da kırıp da kanatıp cana dokunma
Anlaşmak bir bakış
Bazen de seviyorum demektir
Anlaşmak bir gülüş
Bazen de bir özür dilemektir
Zor değil zor değil
Seviyorum seni derken bana özür dilemek
Konuşma konuşma düşünmeden konuşma
Kırma kırma incitip beni kırma
Unutma unutma bu günün yarınları da var
Hep sevdi sevecek deyip kendini avutma
Darılma darılma seven seveni affedermiş
Darılma darılma hemen nefrete sarılma
Dünyada en zor şey 
Kırılan bir kalbi onarmaktır
İnsana yakışan
 insanca yaşayıp var olmaktır
Zor değil zor değil
Seviyorum derken bana özür dilemek
Konuşma konuşma düşünmeden konuşma
Kırma kırma seven gönlümü kırma





Devamını Oku

Pages

26 Ocak 2013 Cumartesi






Tuvalette resim çeken insan neyi kanıtlamaya çalışıyor olabilir, hep merak etmişimdir..


Seviyorsa gerisi önemli değil dedi geçen bir arkadaşım bir film hakkında yorum yaparken.. Peki ya saygı duymuyorsa!.. Mesela seni bir güzel dövse, tehdit etse ya da bir güzel dümdüz küfürleri bassa! O zaman da sevgi yeter mi?


Kadınlara dedikoducu diyen erkeklere sesleniyorum, bir kızın özel hayatını "kesin bilmemne yapıyor, kimle ne halt yiyor, ooo mini etekleri de giymiş kesin yollu vb" pis şekillerde 3 saat konuşup arkasından atıp tutmak dedikodudan sayılmıyor mu!


Acaba insan neden yapılan iyilikleri, fedakarlıkları bir anda unutur da; yapılan hataları bir ömür unutmaz, deve gibi kin tutar?


Misafirliğe gelen teyzelerin her yaramaz çocuğa "ayy nasıl da hareketli maşallah kesin çok zeki olacak" vb bol keseden attığı teselli palavralarını, ebeveynler gerçekten yutuyor mu acaba?


Sinemada en ufak seste rahatsız olarak o arkadaşı uyarma ihtiyacı duyan ve arada aldığı patlamış mısırla katur kutur mısır yiyen insanlara sevgiler..


Kızların "benim sevgilim daha yakışıklı, düşünceli, romantik vb" konularında sevgililerini  yarıştırarak üstünlük sağlama çabaları erkeklerin araba yarıştırmasına benzer.. İkisinde de ortaya ilginç diyaloglar çıkabiliyor..


Çiftler sevgiliyken birbirleri üzerinde etkili, evlendikten sonra ise yetkili haline gelir.. 


Gözünü sabah Facebook'ta açıp akşam Twitter'da kapatan, sosyal alemi kendine mesken tutan sanal arkadaşlarıma selam olsun..

Hep takılmışımdır ben sana değil aşka aşığım ya da ben seni değil seni sevmeyi seviyorum lafına.. Lan git sevgiye aşık ol o zaman beni niye araç olarak kullanıyorsun o zaman demezler mi adama..


Normalde bağıra çağıra hanzo gibi konuşan; ama ilk kez karşılaştığı yabancılarla, özellikle de erkeklerle konuşurken sesini bin kat incelten ve bu sivrisinek vızıltısı sesiyle kibar olduğunu düşünen kız arkadaşlarıma kokulu kokulu öpücükler gönderiyorum..

Otobüste yanıma yüz kg civarı kilolu bir bayan oturdu, valla ben bu kadar kısa zamanda kimseyle bu kadar yakınlaşmadım.. Akraba olsak yeridir..


Merak ediyorum, 'sorun sende değil, ben de' klişesini kullananlar var mıdır hala?






İki günde bitirdiğim, çoğu yerinde sesli güldüğüm ve yine çoğu yerinde de içimi acıtan ender kitaplardan..

Ünlü bir blog yazarı olan Pucca'nın üniversite hayatı ve  “Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlu'nun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyordu diye tanımladığı Ankaralı'yla olan ilişkisini anlatan güzel bir kitap. 


Üniversiteyi kazanarak Ankara'ya gelen bir genç kızın yaşadığı ilginç olaylar, başına gelenler, çocukça masumiyeti ve boyundan büyük 4 yıl süren inişli çıkışlı aşk hikayesi..

Ben bir solukta okudum; ama bütün seriyi okuyanlar ilk iki kitaba göre daha durağan olduğunu söylüyor. Eğer bu kitap için durağan dedilerse -ki benim için son derece akıcıydı- ilk iki kitabı delicesine merak ediyorum şu an. 

Ben direk üçüncü kitaptan başladım; tabi o da tesadüf eseri.. D&R' da gezinirken gözüm bu kitaba takıldı; biraz içeriğine baktım birkaç paragraf okudum almaya cesaret edemedim; her D&R' a geldiğimde, geldim gittim baktım, geldim gittim baktım.. En sonunda arkadaşım halime acımış olacak ki bana bu kitabı  hediye etme ihtiyacı duydu :) Tabi bunda aynamı kırdığı için bu hatasını telafi etme çabasının veya suçluluk duygusunun da etkili olduğunu söyleyebilirim..:)

Lafı daha fazla uzatarak vıdı vıdı etmeyim, bu kadar ön bilgi yeter sanırım.. Daha fazlasını kitaba saklayın diyorum ve son olarak fikir edinmek için size kitaptan birkaç kesit;

Tartışırken 'seviyene inemem' diyorsam bunun anlamı, 'söyleyecek bir şey bulamadım, 
sanırım beni döveceksin ben kaçıyorum, annenlere selam'

Sanırım ben o kendi kedini gaza getiren insanlardanım, yani ortada fol yok yumurta yokken ben kendime omlet yapmaya çalışıyorum..

Dünyadaki en büyük heyecanlardan, bangee jumping'den, ejderhaların seni kovalamasından, İkinci Dünya Savaşı'ndan, hırsızlık yapmaktan, karanlıkta tuvalete gitmekten daha adrenalinli bir şey varsa o da sevgilinin telefonunu kurcalamaktır.

Sevgiliyi gördüğünde içinde olan o tuhaf heyecan 'bunu ona anlatmalıyım' paniği, ayrılınca yerini 'geldi yine tipini siktiğim'e bırakıyor...

Arkadaşların, ailen hatta tüm dünya birleşse 'bu adam sana göre değil' dese o adama daha da yapışırsın. Ama falcı dediyse o adam artık bitmiştir...

'Senin için her şeyi yaparım' ile 'Ben sana ne yaptım ya, bizi bu hale getirdin!' arasında geçen zaman dilimine ilişki denilir, maalesef..

Ve "Eski sevgiliye dönmek, ev tişörtüyle dışarıya çıkmak gibi. Rahat, bildik ama özel değil. Hep bir huzursuzluk, keşke giymeseydim hissi..." diyor Pucca, ne kadar haklı..


Bu kadar tüyo yeter diyorum ve her zamanki gibi geleneğe uyarak yanaklarınızdan da mıncırmayı ihmal etmiyorum..



Not: Küfürlü konuşmaları sevmeyenler için kötü haber: kahramanımız Pucca'nın dilinin ayarı yok! :) (Pucca'nın küfür haznesi beni şoktan şoka soktu.. Başlangıçta ben de pek küfür sevmeyen biri olarak epey yadırgadım ama okudukça bunu açık sözlülüğüne bağladım ya da bağlamak istedim..)

Dip Not: Bu da erkekler için: Kitapta kadınların erkeklere olan bakış açısı, olayları algılama ve değerlendirme mevzuları -e kitabın yazarı da bir kadın olduğu için- tamamen bir kadın gözüyle yazılmış, haberiniz ola.. 


24 Ocak 2013 Perşembe



Her şeye kulp bulanlara ithafen;


Kilolu olsa ; Balina.

Zayıf olsa ; dal yutmuş.

Kısa etek giyerse ; yollu.

Uzun giyerse ; Kezban.

Samimi davranırsa ; yalaka.

Mesafe koyarsa ; yabani.

Makyaj yapsa ; doğal ol be baban badanacı mı?

Yapmasa ; ulan göz zevkimi bozdun yeminle.

Ders çalışsa ; yakında fotosentez yapacak.

Çalışmasa ; niyeti okumak değil zaten manita yapmaya geliyor okula.

Birini sevse ; Bu yaştan başlamış zilli.

Sevmese ; sığır aklınca zor kızı oynayacak.

Güzel olsa ; Kesin veriyordur.

Çirkin olsa ; Evladım olsa cebine eroin koyar polise veririm.

Peki, her şey iyi güzel de;

Birini eleştirirken hiç dönüp de ben kimim lan ,neye benziyorum diye aynaya baktın mı sen ?




Küçük İskender





20 Ocak 2013 Pazar



    Geçen hafta 5.sınıflardan iki öğrencim harçlıklarını birleştirip bir hediye almışlar bana. Anaaam görseniz ne tatlılar lan! Biri bütün okulun yaka silktiği, şikayet ettiği, sınıfın en haylaz öğrencisi; diğeri ise bütün öğretmenlerinin övgüyle söz ettiği en başarılı öğrencisi..

     Neyse efem sadede geliyorum. İlk teneffüste öğretmenim gelebilir misiniz diye beni sınıfa çağırmaları ve elime kendi elleriyle yapmış oldukları bir zarfı tutuşturmaları bir oldu. Tam teşekkür ederim diyecektim ki; aa bi baktım utanıp kaçışıyorlar :) Yazım yanlışları ve noktalama işaretleri yanlışlarını görmezden gelerek, mektubumu okudum. "öğretmenim biz sizi ilk geldiğinizden beri çok seviyoruz" yazısı zaten benim 32 dişimi göstermeme yetmiyormuş gibi, baktım bir de kolye almışlar banaaa :) 

     Sonraki teneffüslerde haylaz ve çalışkan öğrencilerim durmadan peşimde dolaşıyor, bana bakınıp duruyorlar.. En sonunda dayanamadılar, haylaz yanıma geldi öğretmenim kolyenizi taktınız mı diye sordu. Benden 'tabi ki taktım çok da beğendim, teşekkür ederim' cevabını alır almaz, birlikte hediye aldığı yanındaki arkadaşına hemen yetiştirdi: takmış takmışş! Öyle bir sevindiler ki, şaşırdım.. Noluyo lan yoksa başka bir şey mi var diyesim geldi :) O nasıl bir sevinme, nasıl bir gururlanmadır öyle!

     Her gün cips, çikolata yiyen haylaz o gün hiçbir şey almadı, içim sızladı lan! Çocuklar harçlıklarını bana feda etmiş.. 


Bundan daha güzel bir hediye almadım ben! 








     



    Evet sevgili okuyucu yanlış okumadın bildiğin çürük çıktım! Geçen çarşamba günümü hastane ve doktorlara feda ettim.. Sonuç: tırtt ! 

     Önce göz hastanesinde öğrendiğim kör olduğum gerçeğiyle yüzleşirken dönüşte bütün yol boyunca arkadaşın omzunda sızlandım, höykürdüm.. Yok daha kör olmadım küçük bir problem sadece :( bu bile beni benden almaya yetti zaten.. 

     Durun daha bitmediii! ardından çene cerrahisine gittim ve orada da bu sefer de soldaki 20lik dişimin yan yattığını öğrendim, tam onun hemen küçük bir operasyonla alınması fikrine alışmaya çalışırken bir de çenemdeki bilememne diskinin kaymış olduğunu öğrendim.. Noluyo lan ölecek miyim ne? yaşlı olsam bu kadar çok sağlık problemim olmazdı heraldi!! 


Çok şükür dostlar benim de artık bir gözlüğüm ve lenslerim var!

     Bu gazla gittim kendime hemen küçücük numaralarıma uygun gözlüğümü ve lenslerimi aldım, aldım da halt ettim! bir bekle bilene sor ama dmi? nerdeeeeee!! Daha sonra gözlük takan arkadaşlarla konuştuktan sonra o kadar küçük numaralar için genelde gözlük takmadıklarını ve takmazsan ilerlemediğini ama takınca ilerlediğini bizzat gözlük takanlara tasdik ettirdim.. Biraz rahat durabilsem zaten, şaşırırım.. 

     Neyse ben de bunlara dayanarak ara ara ayıp olmasın o kadar aldım diyerekten gözlüğümü ve lenslerimi takiciim; bundan mütevellit artık sizin de dörtgöz bir gereberanız var sayın ve çok sevgili okuyucu.. Müjdemi isterim :)






19 Ocak 2013 Cumartesi








=)





15 Ocak 2013 Salı



Bugünlerde her şeye ağlayabilirim çok sevgili okuyucu, ota çöpe her türlü saçma sapan konu için itinayla ağlanır! Kim demişti bana odun diye?? 

Ruhsuz, kalpsiz, odun ve duygusuz başta olmak üzere her türlü sıfatımı boşadım, terk ettim, ben benden gittim.. Sahi kimim lan ben :) Kedi yavrusu görsem gözlerim doluyo, noluyo lan bana! Ben kedileri sevmem ki! Taş kalbim mi yumuşuyor yoksa?

            İsmail YK dinleyip, Murat Kekilli söyleyesim,  ‘Bu akşam ölürüm diyesim’ geliyor!! :)

Normalde çok güçlüyüm ya; aman “gölgelerin gücü adına” diye attığım naralar boşa gitmesin!

 Eskiden güzel şarkı diye eşlik ettiğim duygusal şarkılar artık koyuyor;  derinden susarak dinliyor, düşünceli gözlerle bakıyorum.. Mıymıntı, sulugöz olma yolunda emin ve bir o kadar da hızlı adımlarla ilerliyoruuum.. Allah’ım bu gidişata bir son vermeliyim diye hemen faaliyete geçtim tabi.


Bu durumu danışmak için fikirlerine güvendiğim bir arkadaşıma gittim, sordum. Bana söylediği ilk şey ‘regl dönemine ne kadar var’ oldu :) doğru lan =) Ohh beaa…  


Bir de özellikle sözleriyle beni duygusala bağlayan Seksendört’ ün Dokunma adlı harika parçasını bir dinleyin derim..




Youtube’dan dinlemek için tık tık 


Bu da sözleri;

Dokunma dokunma kırılır kalbim dokunma
Kırma kırma seven kalbimi kırma
Dokunma dokunma ben yaralı bir gönülüm
Vurup da kırıp da kanatıp cana dokunma
Anlaşmak bir bakış
Bazen de seviyorum demektir
Anlaşmak bir gülüş
Bazen de bir özür dilemektir
Zor değil zor değil
Seviyorum seni derken bana özür dilemek
Konuşma konuşma düşünmeden konuşma
Kırma kırma incitip beni kırma
Unutma unutma bu günün yarınları da var
Hep sevdi sevecek deyip kendini avutma
Darılma darılma seven seveni affedermiş
Darılma darılma hemen nefrete sarılma
Dünyada en zor şey 
Kırılan bir kalbi onarmaktır
İnsana yakışan
 insanca yaşayıp var olmaktır
Zor değil zor değil
Seviyorum derken bana özür dilemek
Konuşma konuşma düşünmeden konuşma
Kırma kırma seven gönlümü kırma





Bi bana baksana!!

Bu sitede yer alan tüm yazı ve içerik gerberaa.blogspot.com adresine aittir. İzin alınmadan veya şu siteden alınmıştır şeklinde isim belirtmeden alıntı yapılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Haklara Tecavüzün Önlenmesi başlıklı 81.maddesine göre suçtur. Sonra ‘vay efendim bilmiyordum, düşünemedim’ deme! Bağlantı koy şurdan alıntıdır diye ciğerimi ye, beni de psikopata bağlatma ama dmi? J

© 2011 gerberaa, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena