Frangipani Flower
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

30 Ocak 2013 Çarşamba

Saçlarda 'Dax Supergro' Mucizesi!



Dax Supergro Hair & Scalp Conditioner/ Saç Güçlendirici Bakım Yağı

Ben de dahil olmak üzere kullanan herkesin gayet memnun kaldığı sanki sihirli değnekmiş gibi kullandığın ilk andan itibaren etkisini gösteren harika bir saç ürünü..


Özellikler boya yüzünden yıpranmış, uçları çok kırılmış, parlaklığını yitirmiş cansız, mat ve kuru saçlarda çok etkili. 


Bir ara saçlarımı açtırıcı ile açtırma gafletinde bulunmuştum.. Nasıl bir kırılmadır o Allahıımm, saçlarımdaki kırıklar artık iyice yapağı kıvamına gelmişti bi de üzerine boya bilmemne derken benim saçlar oldu mu sana süpürge!! Neyse ki Dax Süpergro sayesinde saçlarım eskisinden çok daha sağlıklı hale geldi.. Hele bir de bir arkadaşım "canım saçların çok ışıltılı, sanki altında led aydınlatma var gibi" deyince çok sevindim ve bunu çok sevgili okuyucularıma da anlatmalıyım dedim :)


Öncelikle ürünün kapağında yazan vaatlerine bir göz atalım;
Saçın daha hızlı uzamasına yardımcı olur.
Saçı ve saç derisini besler
Nem kaybına karşı direnci arttırır.
Saç uçlarını tedavi eder.
Kırılmaları önler.
Yumuşaklık parlaklık ve canlılık verir.


Daha hızlı uzatıyor mu? Evet gerçekten bu kullandığım süre zarfı içinde saçlarımda normalden 2 cm daha fazla bir uzama gözlemlediğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Normalde pek kepek sorunum yoktur; yalnızca saçım kirlendiğinde veya saç derimi kaşırsam az bi kepek çıkıyordu, sanırım dax bu sorunu da ortadan kaldırdı.. Saç derisini de nemlendirerek beslediğinden olsa gerek artık hiç kepeklenme olmuyor.

Benim yapağı gibi olmuş, kırıklardan geçilmeyen o saçlarımı bile düzelttiyse hiç korkmayın; yıpranmış  saçlar için kat be kat daha iyi sonuçlar verecektir.

Ve kesinlikle harika bir parlaklık ve yumuşaklık veriyor. İlk kullanımdan beri hissedilen bu yumuşaklık hissi devamlı yani düzenli kullandıkça kadife kıvamına geliyor ki sormayın.. İlk zamanlar elimi saçımdan çekemiyordum..:)


Yapısı;
İçeriği sadece doğal bitki yağlarından oluşuyor. Beyaz renkli ancak eline alınca şeffaflaşan güzel bir yapısı var. Yine koyu kıvamlı gibi duruyor ama eline alınca parmakların sıcaklığıyla olsa gerek hemen elinizde eriyor. Kokusu ise çok tatlı, hindistan cevizi gibi kokuyor aynı.. 


Kullanımına gelince;
Ben saçlarımın çok kötü olduğu zamanlarda haftada 2 gün kullanıyordum, saçım kendine geldikten sonra ise haftada 1 kez kullanıyorum.. Özellikle saç diplerinize ve saç uçlarınıza masaj yaparak yedirmeye özen gösterin ve tüm saçınıza uyguladıktan sonra tepeden toplayarak veya bir bone takarak birkaç saat bekletin.. (Bone takarsanız, saçlarda yağın emilimi daha etkili oluyor) Normal saçlar için 2-3 saat bekletilmesi yeterli bence; ancak ben geceden sürüp sabaha kadar bekletiyor ve sabah yıkıyorum.. 


Fiyatı ve Edinebileceğiniz Yerler;
Watsons'da ve daha birçok kozmetik mağazasında satılmakta; ancak Dax'ın bir de jölesi var o yüzden sakın karıştırıp onu almayın, Dax süpergro diye isteyin. Bir küçük boyu ve bir de büyük boyu bulunuyor. Öce bir deneyip bakayım derseniz küçük boyundan başlayın, ancak büyük boyunu da alırsanız hiç pişman olmazsanız.. Küçük boyu 6-7 tl civarındaydı en son, büyük boyu ise 25 tl gibi bir fiyat(tabi farklı yerler farklı fiyatlara satabiliyor)



Deneyin pişman olmayacaksınız diyorum ve tabiki geleneğe uyarak yanaklarınızdan mıncırıyorum..:)



Devamını Oku

29 Ocak 2013 Salı

Bi tek annem olsun!








İşi ustasına bırakmak gerek.. :)



Devamını Oku

26 Ocak 2013 Cumartesi

Arkandan aglar!






Yemediğimizde arkamızdan ağlayan o meşhur ekmek bulundu sonunda!! :)








Devamını Oku

Fotograf Çekmek Bir Sanattır








Ne olur biri beni de böyle çeksiiinnn :) çookk istiyorummmm :)








Devamını Oku

Kısa kısa.. #3






Tuvalette resim çeken insan neyi kanıtlamaya çalışıyor olabilir, hep merak etmişimdir..


Seviyorsa gerisi önemli değil dedi geçen bir arkadaşım bir film hakkında yorum yaparken.. Peki ya saygı duymuyorsa!.. Mesela seni bir güzel dövse, tehdit etse ya da bir güzel dümdüz küfürleri bassa! O zaman da sevgi yeter mi?


Kadınlara dedikoducu diyen erkeklere sesleniyorum, bir kızın özel hayatını "kesin bilmemne yapıyor, kimle ne halt yiyor, ooo mini etekleri de giymiş kesin yollu vb" pis şekillerde 3 saat konuşup arkasından atıp tutmak dedikodudan sayılmıyor mu!


Acaba insan neden yapılan iyilikleri, fedakarlıkları bir anda unutur da; yapılan hataları bir ömür unutmaz, deve gibi kin tutar?


Misafirliğe gelen teyzelerin her yaramaz çocuğa "ayy nasıl da hareketli maşallah kesin çok zeki olacak" vb bol keseden attığı teselli palavralarını, ebeveynler gerçekten yutuyor mu acaba?


Sinemada en ufak seste rahatsız olarak o arkadaşı uyarma ihtiyacı duyan ve arada aldığı patlamış mısırla katur kutur mısır yiyen insanlara sevgiler..


Kızların "benim sevgilim daha yakışıklı, düşünceli, romantik vb" konularında sevgililerini  yarıştırarak üstünlük sağlama çabaları erkeklerin araba yarıştırmasına benzer.. İkisinde de ortaya ilginç diyaloglar çıkabiliyor..


Çiftler sevgiliyken birbirleri üzerinde etkili, evlendikten sonra ise yetkili haline gelir.. 


Gözünü sabah Facebook'ta açıp akşam Twitter'da kapatan, sosyal alemi kendine mesken tutan sanal arkadaşlarıma selam olsun..

Hep takılmışımdır ben sana değil aşka aşığım ya da ben seni değil seni sevmeyi seviyorum lafına.. Lan git sevgiye aşık ol o zaman beni niye araç olarak kullanıyorsun o zaman demezler mi adama..


Normalde bağıra çağıra hanzo gibi konuşan; ama ilk kez karşılaştığı yabancılarla, özellikle de erkeklerle konuşurken sesini bin kat incelten ve bu sivrisinek vızıltısı sesiyle kibar olduğunu düşünen kız arkadaşlarıma kokulu kokulu öpücükler gönderiyorum..

Otobüste yanıma yüz kg civarı kilolu bir bayan oturdu, valla ben bu kadar kısa zamanda kimseyle bu kadar yakınlaşmadım.. Akraba olsak yeridir..


Merak ediyorum, 'sorun sende değil, ben de' klişesini kullananlar var mıdır hala?





Devamını Oku

Tavsiye Olunur: Pucca, Allah Beni Böyle Yaratmıs


İki günde bitirdiğim, çoğu yerinde sesli güldüğüm ve yine çoğu yerinde de içimi acıtan ender kitaplardan..

Ünlü bir blog yazarı olan Pucca'nın üniversite hayatı ve  “Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlu'nun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyordu diye tanımladığı Ankaralı'yla olan ilişkisini anlatan güzel bir kitap. 


Üniversiteyi kazanarak Ankara'ya gelen bir genç kızın yaşadığı ilginç olaylar, başına gelenler, çocukça masumiyeti ve boyundan büyük 4 yıl süren inişli çıkışlı aşk hikayesi..

Ben bir solukta okudum; ama bütün seriyi okuyanlar ilk iki kitaba göre daha durağan olduğunu söylüyor. Eğer bu kitap için durağan dedilerse -ki benim için son derece akıcıydı- ilk iki kitabı delicesine merak ediyorum şu an. 

Ben direk üçüncü kitaptan başladım; tabi o da tesadüf eseri.. D&R' da gezinirken gözüm bu kitaba takıldı; biraz içeriğine baktım birkaç paragraf okudum almaya cesaret edemedim; her D&R' a geldiğimde, geldim gittim baktım, geldim gittim baktım.. En sonunda arkadaşım halime acımış olacak ki bana bu kitabı  hediye etme ihtiyacı duydu :) Tabi bunda aynamı kırdığı için bu hatasını telafi etme çabasının veya suçluluk duygusunun da etkili olduğunu söyleyebilirim..:)

Lafı daha fazla uzatarak vıdı vıdı etmeyim, bu kadar ön bilgi yeter sanırım.. Daha fazlasını kitaba saklayın diyorum ve son olarak fikir edinmek için size kitaptan birkaç kesit;

Tartışırken 'seviyene inemem' diyorsam bunun anlamı, 'söyleyecek bir şey bulamadım, 
sanırım beni döveceksin ben kaçıyorum, annenlere selam'

Sanırım ben o kendi kedini gaza getiren insanlardanım, yani ortada fol yok yumurta yokken ben kendime omlet yapmaya çalışıyorum..

Dünyadaki en büyük heyecanlardan, bangee jumping'den, ejderhaların seni kovalamasından, İkinci Dünya Savaşı'ndan, hırsızlık yapmaktan, karanlıkta tuvalete gitmekten daha adrenalinli bir şey varsa o da sevgilinin telefonunu kurcalamaktır.

Sevgiliyi gördüğünde içinde olan o tuhaf heyecan 'bunu ona anlatmalıyım' paniği, ayrılınca yerini 'geldi yine tipini siktiğim'e bırakıyor...

Arkadaşların, ailen hatta tüm dünya birleşse 'bu adam sana göre değil' dese o adama daha da yapışırsın. Ama falcı dediyse o adam artık bitmiştir...

'Senin için her şeyi yaparım' ile 'Ben sana ne yaptım ya, bizi bu hale getirdin!' arasında geçen zaman dilimine ilişki denilir, maalesef..

Ve "Eski sevgiliye dönmek, ev tişörtüyle dışarıya çıkmak gibi. Rahat, bildik ama özel değil. Hep bir huzursuzluk, keşke giymeseydim hissi..." diyor Pucca, ne kadar haklı..


Bu kadar tüyo yeter diyorum ve her zamanki gibi geleneğe uyarak yanaklarınızdan da mıncırmayı ihmal etmiyorum..



Not: Küfürlü konuşmaları sevmeyenler için kötü haber: kahramanımız Pucca'nın dilinin ayarı yok! :) (Pucca'nın küfür haznesi beni şoktan şoka soktu.. Başlangıçta ben de pek küfür sevmeyen biri olarak epey yadırgadım ama okudukça bunu açık sözlülüğüne bağladım ya da bağlamak istedim..)

Dip Not: Bu da erkekler için: Kitapta kadınların erkeklere olan bakış açısı, olayları algılama ve değerlendirme mevzuları -e kitabın yazarı da bir kadın olduğu için- tamamen bir kadın gözüyle yazılmış, haberiniz ola.. 


Devamını Oku

24 Ocak 2013 Perşembe

Sen kimsin peki?



Her şeye kulp bulanlara ithafen;


Kilolu olsa ; Balina.

Zayıf olsa ; dal yutmuş.

Kısa etek giyerse ; yollu.

Uzun giyerse ; Kezban.

Samimi davranırsa ; yalaka.

Mesafe koyarsa ; yabani.

Makyaj yapsa ; doğal ol be baban badanacı mı?

Yapmasa ; ulan göz zevkimi bozdun yeminle.

Ders çalışsa ; yakında fotosentez yapacak.

Çalışmasa ; niyeti okumak değil zaten manita yapmaya geliyor okula.

Birini sevse ; Bu yaştan başlamış zilli.

Sevmese ; sığır aklınca zor kızı oynayacak.

Güzel olsa ; Kesin veriyordur.

Çirkin olsa ; Evladım olsa cebine eroin koyar polise veririm.

Peki, her şey iyi güzel de;

Birini eleştirirken hiç dönüp de ben kimim lan ,neye benziyorum diye aynaya baktın mı sen ?




Küçük İskender





Devamını Oku

Pages

30 Ocak 2013 Çarşamba



Dax Supergro Hair & Scalp Conditioner/ Saç Güçlendirici Bakım Yağı

Ben de dahil olmak üzere kullanan herkesin gayet memnun kaldığı sanki sihirli değnekmiş gibi kullandığın ilk andan itibaren etkisini gösteren harika bir saç ürünü..


Özellikler boya yüzünden yıpranmış, uçları çok kırılmış, parlaklığını yitirmiş cansız, mat ve kuru saçlarda çok etkili. 


Bir ara saçlarımı açtırıcı ile açtırma gafletinde bulunmuştum.. Nasıl bir kırılmadır o Allahıımm, saçlarımdaki kırıklar artık iyice yapağı kıvamına gelmişti bi de üzerine boya bilmemne derken benim saçlar oldu mu sana süpürge!! Neyse ki Dax Süpergro sayesinde saçlarım eskisinden çok daha sağlıklı hale geldi.. Hele bir de bir arkadaşım "canım saçların çok ışıltılı, sanki altında led aydınlatma var gibi" deyince çok sevindim ve bunu çok sevgili okuyucularıma da anlatmalıyım dedim :)


Öncelikle ürünün kapağında yazan vaatlerine bir göz atalım;
Saçın daha hızlı uzamasına yardımcı olur.
Saçı ve saç derisini besler
Nem kaybına karşı direnci arttırır.
Saç uçlarını tedavi eder.
Kırılmaları önler.
Yumuşaklık parlaklık ve canlılık verir.


Daha hızlı uzatıyor mu? Evet gerçekten bu kullandığım süre zarfı içinde saçlarımda normalden 2 cm daha fazla bir uzama gözlemlediğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Normalde pek kepek sorunum yoktur; yalnızca saçım kirlendiğinde veya saç derimi kaşırsam az bi kepek çıkıyordu, sanırım dax bu sorunu da ortadan kaldırdı.. Saç derisini de nemlendirerek beslediğinden olsa gerek artık hiç kepeklenme olmuyor.

Benim yapağı gibi olmuş, kırıklardan geçilmeyen o saçlarımı bile düzelttiyse hiç korkmayın; yıpranmış  saçlar için kat be kat daha iyi sonuçlar verecektir.

Ve kesinlikle harika bir parlaklık ve yumuşaklık veriyor. İlk kullanımdan beri hissedilen bu yumuşaklık hissi devamlı yani düzenli kullandıkça kadife kıvamına geliyor ki sormayın.. İlk zamanlar elimi saçımdan çekemiyordum..:)


Yapısı;
İçeriği sadece doğal bitki yağlarından oluşuyor. Beyaz renkli ancak eline alınca şeffaflaşan güzel bir yapısı var. Yine koyu kıvamlı gibi duruyor ama eline alınca parmakların sıcaklığıyla olsa gerek hemen elinizde eriyor. Kokusu ise çok tatlı, hindistan cevizi gibi kokuyor aynı.. 


Kullanımına gelince;
Ben saçlarımın çok kötü olduğu zamanlarda haftada 2 gün kullanıyordum, saçım kendine geldikten sonra ise haftada 1 kez kullanıyorum.. Özellikle saç diplerinize ve saç uçlarınıza masaj yaparak yedirmeye özen gösterin ve tüm saçınıza uyguladıktan sonra tepeden toplayarak veya bir bone takarak birkaç saat bekletin.. (Bone takarsanız, saçlarda yağın emilimi daha etkili oluyor) Normal saçlar için 2-3 saat bekletilmesi yeterli bence; ancak ben geceden sürüp sabaha kadar bekletiyor ve sabah yıkıyorum.. 


Fiyatı ve Edinebileceğiniz Yerler;
Watsons'da ve daha birçok kozmetik mağazasında satılmakta; ancak Dax'ın bir de jölesi var o yüzden sakın karıştırıp onu almayın, Dax süpergro diye isteyin. Bir küçük boyu ve bir de büyük boyu bulunuyor. Öce bir deneyip bakayım derseniz küçük boyundan başlayın, ancak büyük boyunu da alırsanız hiç pişman olmazsanız.. Küçük boyu 6-7 tl civarındaydı en son, büyük boyu ise 25 tl gibi bir fiyat(tabi farklı yerler farklı fiyatlara satabiliyor)



Deneyin pişman olmayacaksınız diyorum ve tabiki geleneğe uyarak yanaklarınızdan mıncırıyorum..:)



29 Ocak 2013 Salı








İşi ustasına bırakmak gerek.. :)



26 Ocak 2013 Cumartesi






Yemediğimizde arkamızdan ağlayan o meşhur ekmek bulundu sonunda!! :)















Ne olur biri beni de böyle çeksiiinnn :) çookk istiyorummmm :)













Tuvalette resim çeken insan neyi kanıtlamaya çalışıyor olabilir, hep merak etmişimdir..


Seviyorsa gerisi önemli değil dedi geçen bir arkadaşım bir film hakkında yorum yaparken.. Peki ya saygı duymuyorsa!.. Mesela seni bir güzel dövse, tehdit etse ya da bir güzel dümdüz küfürleri bassa! O zaman da sevgi yeter mi?


Kadınlara dedikoducu diyen erkeklere sesleniyorum, bir kızın özel hayatını "kesin bilmemne yapıyor, kimle ne halt yiyor, ooo mini etekleri de giymiş kesin yollu vb" pis şekillerde 3 saat konuşup arkasından atıp tutmak dedikodudan sayılmıyor mu!


Acaba insan neden yapılan iyilikleri, fedakarlıkları bir anda unutur da; yapılan hataları bir ömür unutmaz, deve gibi kin tutar?


Misafirliğe gelen teyzelerin her yaramaz çocuğa "ayy nasıl da hareketli maşallah kesin çok zeki olacak" vb bol keseden attığı teselli palavralarını, ebeveynler gerçekten yutuyor mu acaba?


Sinemada en ufak seste rahatsız olarak o arkadaşı uyarma ihtiyacı duyan ve arada aldığı patlamış mısırla katur kutur mısır yiyen insanlara sevgiler..


Kızların "benim sevgilim daha yakışıklı, düşünceli, romantik vb" konularında sevgililerini  yarıştırarak üstünlük sağlama çabaları erkeklerin araba yarıştırmasına benzer.. İkisinde de ortaya ilginç diyaloglar çıkabiliyor..


Çiftler sevgiliyken birbirleri üzerinde etkili, evlendikten sonra ise yetkili haline gelir.. 


Gözünü sabah Facebook'ta açıp akşam Twitter'da kapatan, sosyal alemi kendine mesken tutan sanal arkadaşlarıma selam olsun..

Hep takılmışımdır ben sana değil aşka aşığım ya da ben seni değil seni sevmeyi seviyorum lafına.. Lan git sevgiye aşık ol o zaman beni niye araç olarak kullanıyorsun o zaman demezler mi adama..


Normalde bağıra çağıra hanzo gibi konuşan; ama ilk kez karşılaştığı yabancılarla, özellikle de erkeklerle konuşurken sesini bin kat incelten ve bu sivrisinek vızıltısı sesiyle kibar olduğunu düşünen kız arkadaşlarıma kokulu kokulu öpücükler gönderiyorum..

Otobüste yanıma yüz kg civarı kilolu bir bayan oturdu, valla ben bu kadar kısa zamanda kimseyle bu kadar yakınlaşmadım.. Akraba olsak yeridir..


Merak ediyorum, 'sorun sende değil, ben de' klişesini kullananlar var mıdır hala?






İki günde bitirdiğim, çoğu yerinde sesli güldüğüm ve yine çoğu yerinde de içimi acıtan ender kitaplardan..

Ünlü bir blog yazarı olan Pucca'nın üniversite hayatı ve  “Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlu'nun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyordu diye tanımladığı Ankaralı'yla olan ilişkisini anlatan güzel bir kitap. 


Üniversiteyi kazanarak Ankara'ya gelen bir genç kızın yaşadığı ilginç olaylar, başına gelenler, çocukça masumiyeti ve boyundan büyük 4 yıl süren inişli çıkışlı aşk hikayesi..

Ben bir solukta okudum; ama bütün seriyi okuyanlar ilk iki kitaba göre daha durağan olduğunu söylüyor. Eğer bu kitap için durağan dedilerse -ki benim için son derece akıcıydı- ilk iki kitabı delicesine merak ediyorum şu an. 

Ben direk üçüncü kitaptan başladım; tabi o da tesadüf eseri.. D&R' da gezinirken gözüm bu kitaba takıldı; biraz içeriğine baktım birkaç paragraf okudum almaya cesaret edemedim; her D&R' a geldiğimde, geldim gittim baktım, geldim gittim baktım.. En sonunda arkadaşım halime acımış olacak ki bana bu kitabı  hediye etme ihtiyacı duydu :) Tabi bunda aynamı kırdığı için bu hatasını telafi etme çabasının veya suçluluk duygusunun da etkili olduğunu söyleyebilirim..:)

Lafı daha fazla uzatarak vıdı vıdı etmeyim, bu kadar ön bilgi yeter sanırım.. Daha fazlasını kitaba saklayın diyorum ve son olarak fikir edinmek için size kitaptan birkaç kesit;

Tartışırken 'seviyene inemem' diyorsam bunun anlamı, 'söyleyecek bir şey bulamadım, 
sanırım beni döveceksin ben kaçıyorum, annenlere selam'

Sanırım ben o kendi kedini gaza getiren insanlardanım, yani ortada fol yok yumurta yokken ben kendime omlet yapmaya çalışıyorum..

Dünyadaki en büyük heyecanlardan, bangee jumping'den, ejderhaların seni kovalamasından, İkinci Dünya Savaşı'ndan, hırsızlık yapmaktan, karanlıkta tuvalete gitmekten daha adrenalinli bir şey varsa o da sevgilinin telefonunu kurcalamaktır.

Sevgiliyi gördüğünde içinde olan o tuhaf heyecan 'bunu ona anlatmalıyım' paniği, ayrılınca yerini 'geldi yine tipini siktiğim'e bırakıyor...

Arkadaşların, ailen hatta tüm dünya birleşse 'bu adam sana göre değil' dese o adama daha da yapışırsın. Ama falcı dediyse o adam artık bitmiştir...

'Senin için her şeyi yaparım' ile 'Ben sana ne yaptım ya, bizi bu hale getirdin!' arasında geçen zaman dilimine ilişki denilir, maalesef..

Ve "Eski sevgiliye dönmek, ev tişörtüyle dışarıya çıkmak gibi. Rahat, bildik ama özel değil. Hep bir huzursuzluk, keşke giymeseydim hissi..." diyor Pucca, ne kadar haklı..


Bu kadar tüyo yeter diyorum ve her zamanki gibi geleneğe uyarak yanaklarınızdan da mıncırmayı ihmal etmiyorum..



Not: Küfürlü konuşmaları sevmeyenler için kötü haber: kahramanımız Pucca'nın dilinin ayarı yok! :) (Pucca'nın küfür haznesi beni şoktan şoka soktu.. Başlangıçta ben de pek küfür sevmeyen biri olarak epey yadırgadım ama okudukça bunu açık sözlülüğüne bağladım ya da bağlamak istedim..)

Dip Not: Bu da erkekler için: Kitapta kadınların erkeklere olan bakış açısı, olayları algılama ve değerlendirme mevzuları -e kitabın yazarı da bir kadın olduğu için- tamamen bir kadın gözüyle yazılmış, haberiniz ola.. 


24 Ocak 2013 Perşembe



Her şeye kulp bulanlara ithafen;


Kilolu olsa ; Balina.

Zayıf olsa ; dal yutmuş.

Kısa etek giyerse ; yollu.

Uzun giyerse ; Kezban.

Samimi davranırsa ; yalaka.

Mesafe koyarsa ; yabani.

Makyaj yapsa ; doğal ol be baban badanacı mı?

Yapmasa ; ulan göz zevkimi bozdun yeminle.

Ders çalışsa ; yakında fotosentez yapacak.

Çalışmasa ; niyeti okumak değil zaten manita yapmaya geliyor okula.

Birini sevse ; Bu yaştan başlamış zilli.

Sevmese ; sığır aklınca zor kızı oynayacak.

Güzel olsa ; Kesin veriyordur.

Çirkin olsa ; Evladım olsa cebine eroin koyar polise veririm.

Peki, her şey iyi güzel de;

Birini eleştirirken hiç dönüp de ben kimim lan ,neye benziyorum diye aynaya baktın mı sen ?




Küçük İskender





Bi bana baksana!!

Bu sitede yer alan tüm yazı ve içerik gerberaa.blogspot.com adresine aittir. İzin alınmadan veya şu siteden alınmıştır şeklinde isim belirtmeden alıntı yapılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Haklara Tecavüzün Önlenmesi başlıklı 81.maddesine göre suçtur. Sonra ‘vay efendim bilmiyordum, düşünemedim’ deme! Bağlantı koy şurdan alıntıdır diye ciğerimi ye, beni de psikopata bağlatma ama dmi? J

© 2011 gerberaa, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena