Frangipani Flower
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

30 Ağustos 2012 Perşembe

Kolay Zayıflama Yöntemleri



     "Yok yaz geldi yok kış geliyor aman zayıflayayım" diyenlere müjdemi veriyorum. İşte gerbera farkıyla size kilo verdirecek, bir deri bir kemik bırakacak, görenlere yazık afrikalı herhalde dedirtecek birbirinden harika öneriler..:)


Spor ve egzersiz
"Yaa spor olmadan olmaz mıı?" dediğinizi duyar gibiyim ama olmazz! Ayrıca her gün keke böreğe uzanmak ve buzdolabına kadar  iki adım yürümek spordan sayılmaz.. Bundan sonra her gün deli divane mecnunlar gibi koşuyoruz.. Şehirler arası yolculuklar için otobüs/uçak firmalarına para ödemeye son! bundan sonra koşuyorsunuz.. Hadi bu pırlanta gibi tavsiyemle paradan da tasarruf ettiniz..


Diyet
"Ben diyet yapamıyorum" diyenlerdenseniz müjdemi isterim size harika bir önerim var, sıkı durun işte geliyor: Koli bandı! Öyle yüzünüzü buruşturmayın hemen çok işinize yarayacak.. Öncelikle siyah bir koli bandı alıyoruz ve 15 cm civarında kesip bir güzel ağzımızın her yerini kapatacak şekilde(boşluk kalmamasına dikkat) yapıştırıyoruz. Dışarda görenler falan olursa da bir şeyleri protesto ediyorsunuz eylem falan yapıyorsunuz sanarlar. Bu sayede de hayata karşı asi, mücadeleci ve protest bir duruşunuz olduğunuzu sanacaklar ve havanız olacak.. hadi gene iyisiniz..


Harika zayıflama kürleri
Şimdi size elimdeki en gizli formülü veriyorum kalemi kağıdı alın hemen. Biraz çimen kaynatıp onu bir güzel püre haline getiriyoruz önce (aaa çimen mi deyip geçmeyin inekler nasıl o kadar sağlıklı bir ürün olan sütü yapıyor sanıyorsunuz? çok faydalı çook), karışımımızın içine bir fincan zeytinyağı, bir ölçü kadar müshil ilacı katıyoruz, son olarak da az votka kattık mı sizden güzeli zayıfı yok! (Hiç değilse kafanız güzel olur)


Moralinizi yüksek tutun.
Derin derin nefes alın mutlu olun, bak hayattta çiçekler böcekler var kuşlar uçuşuyor güneş pırıldıyor içinden bir şarkı söylüyorsun lalalalaaa.. ayy teletabi mi o? yok o kadar da neşe dolu olmanın anlamı yok şimdi! Mutlusunuz, huzurlusunuz derkeeen yoldan bir çiroz geçiyor.. Aaa bırak artık o çiroz kızlara bakıp bakıp fesatlık yapmayı, "şuna bak kürdan gibi bacakları var dişimi karıştırırım ben onlarla hıhh!" vb sözleriniz hiç hoş değil.. Bu sözler hem sizin çekemez gösterir hem de kötü kalpli.. Yakışıyor mı hiç? Baktınız çok sinir bozuyor çaktırmadan bir çelme takıyoruz hemen ve ardından "ay yazık o kadar zayıf ki yolda yürüyecek enerjisi bile yok, anoreksiya galiba" diye ortaya konuşuyor, lafı yapıştırıyoruz. Bu sizin moralinizi yerine getirmeye yetecektir.


Son çare: Şiddet!!
Ne demiş Tanzimat dönemi yazarlarımızdan Ziya paşa, "nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir." Evet efem işte biz de bu felsefeye dayanarak bir arkadaşımızdan yardım isteyeceğiz. Her elimiz pasta, börek, çikolataya uzandığında "şakk" ele bir tokat.. Olmadı mı şiddet dozunu daha da artıyoruz, ta ki pes edene kadar..


Bunları uyguladıktan sonra bırak zayıflamayı, dışarda görünmeyeceksiniz bile.. (O sana şişman diyen çocuk var ya ayaklarına kapanacak!) Artık altın değerinde zayıflama yöntemlerini biliyorsunuz, hepsini tek tek uygulayın düşman çatlatın!..



Hepinizi yanaklarınızdan mıncırdım..:)




Görsel alıntı buradan


Devamını Oku

29 Ağustos 2012 Çarşamba

20 soruda kendini tanı!





     Taraf Gazetesi' nin 20 soru başlıklı bir köşesi vardı, ünlülerin bu 20 soruya verdiği cevaplar yer alırdı bu köşede. Ünlülerin cevaplarını okumak keyifli olurdu. Şimdi bu soruları kendimize uyguluyoruz ve 20 soruda kendimizi ve arkadaşlarımızı tanıyoruz.. Bunlar da benim cevaplarım;





1. En sevdiğiniz kelime?
Macera

2. Nefret ettiğiniz kelime?
Yapamam

3.Ne sizi heyecanlandırır?
Yeni işlere atılmak

4. Heyecanınızı ne öldürür?
İşin başında engeller çıkması



5.En sevdiğiniz ses nedir?
Yağmur sesi

6.Nefret ettiğiniz ses nedir?
Bağırarak konuşan insanların sesi

7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Gişe memuru

8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
İleri matematiksel zeka.

9.Kendiniz olmasaydınız kim olurduınuz?
Bilmem..

10.Nerede yaşamak isterdiniz?
Kumsalda, denizin hemen bitişiğinde ön tarafı camekanlı bir evde..

11.En önemli kusurunuz nedir?
Soğuk görünürüm

12.Sizce en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
Garanticiliğim

13.Kahramanınız kim?
Arıyorum hala..

14.En çok kullandığınız küfür?
Yazmayım buraya..:)

15.Şu anki ruh haliniz nasıl?
Huzur ve huzursuzluğun arası.

16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Hayallerine ulaş.

17.Mutluluk rüyanız nedir?
Sevdiklerimle bir fincan türk kahvesi.

18.Sizce mutsuzluğun tanımı?
Hayal kırıklığı

19.Nasıl ölmek isterdiniz?
Uyurken

20.Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrının kapıda size ne söylemesini istersiniz?
Nerde kaldın, bi türk kahvesi içer miyiz?  :)



Sizde bu soruları kendinize ve arkadaşlarınıza uygulayın, aldığınız cevapları okumanın çok keyifli olacağına eminim..:)



Devamını Oku

Kusursuz aşk kusurlu olandır!

   
       
     Son zamanlarda nereye baksam -dergi, kitap,site vb- aşkın tarifi, mükemmel aşk nasıl olur, nasıl aşık edersin, aşık olduğunu nasıl anlarsın, baştan çıkarma metotları bilmemne.. meğer herkes aşkı çözmüş tüm boyutlarıyla çözümlemiş de mükemmel aşkın tarifleri bile verilir olmuş.. Hayır efendim öyle değil o olay!


     Mükemmel aşk? Biz mükemmel miyiz de mükemmel aşkı arıyoruz ya da hayatımız romantik komedi kıvamında mı geçiyor herbirimizin? Pek sayılmaz..


     Bazen kalbini kırabilir hatta sen de onunkini, incitici sözler söyleyebilir birbirinizi üzebilirsiniz.. Her zaman her istediğini, istediğin anda yapmayabilir, kapında köle olmayabilir, her buluşmada seni üç saat beklemeyebilir de.. Ve bazı zamanlar istediğin insandan çok uzak olabilir.. Çünkü o bir insan ve sen de öyle..


     Kusurlarımız olmalı; çünkü kusursuz olmaya çalışmakla başlar en büyük kusurlar! onlar sadece insan olduğumuzu gösterir.. Şunu unutmamalıyız ki, kusursuz aşk kusurlu olandır..



Şimdi gerçek bir efsaneden, Bob Marley'den dinleyelim gerçek aşkı;


O'nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da, hatta bir tanesi de; daha önce aşık oldu, tekrar olabilir.

Ama şu an seni seviyorsa daha ne olabilir ki?

Tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte asla mükemmel olamayabilirsiniz.
Ama o seni güldürebiliyorsa, iki kez düşündürebiliyorsa -kabul edersin ki insanlar hata yaparlar- onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin her şeyi ver.

Seni günün her anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir: kalbini..

Yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme.

Seni mutlu ettiğinde gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil..




Kusurlarımızla kalmak dileğiyle diyorum ve hepinizi yanaklarınızdan mıncırıyorum..:)
Devamını Oku

28 Ağustos 2012 Salı

Nedir bu Mim, Diy?



     Bir süredir blog dünyasında çok popüler trendlerden olan mimlemek ve diy neredeyse bütün blog sahiplerinin bildiği ve kullandığı terimler haline geldi..

     Birkaç gün önce bir takip ettiğim blog sahibi arkadaşımın beni mimlemesiyle "mim? nasıl yani!" falan oldum ve de ilk mim yazımı yazmış oldum..



Peki mim nedir?

     Mim; bir blog sahibinin veya site sahibinin bir konu hakkında kişisel düşünce ve görüşlerini yazması hatta yorum yapması ve bu yazıyı yazdıktan sonra yazının sonunda topu başkalarına atarak "sizi mimledim" demesiyle son bulan yazılardır. Yani bu kısaca ben bu konu hakkında bunları düşünüyorum ve sizin de fikirlerinizi yazmanızı istiyorum deme şeklidir.


     Mimlenen blog yazarları da bu konuyla ilgili fikirlerini yazarlar ve onlar da başka blog yazarlarını mimlerler; zincir bu şekilde devam eder.. Bu şekilde blog yazarları kendi aralarında paslaşır ve konu hakkında daha geniş bir görüş açısına sahip olunur,  blog yazarları kendi içinde sosyalleşir ve bir nevi beyin fırtınası yapılır.


Olur da bir blog yazarı tarafından mimlenirseniz sakın kelimenin gerçek anlamı olan "işaret etmek, lekelenmek" olarak algılamayın.. :)


Bir mim yazısı okumak için ise buraya tık tık





Peki Diy nedir?

     İngilizcede kendi işini kendin yap anlamına gelen "do it yourself" kelimelerinin kısaltmasıdır. Kendin pişir kendin ye felsefesine benzer. İhtiyacın olan neyse kendin yap üret anlamına çıkar. Örneğin evin bir odasının boyanması mı lazım kendin boyarsan bu diy olur; ya da bir mücevher kutusuna mı ihtiyacın var malzemelerini alıp kendi mücevher kutunu kendin yaparsın bu da diy olur, kendi takını tasarlar, kendi çantanı dikersen vb kendin yaptığın sürece diy olur..  Bir nevi eldeki değerlendirme olayıdır diyebiliriz.


Böylelikle alışveriş/tüketim çılgınlığı dizginlenmiş olur, tüketim uğruna doğal kaynakların tüketilmesi yavaşlar ve hem sizin ekonominize hem de ülke ekonomisine katkı sağlamış olursunuz..


Artık mimlenmeyi de diy'i de biliyorsunuuuz, sonra vay efendim gerbera demedi haberimiz yoktu demeyin diyorum(hemen cıvıtıyorum) ve yanaklarınızdan mıncırıyorum..:)



Devamını Oku

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Tavsiye Olunur: İşler Güçler



     Son zamanlarda izlediğim diziler arasında top 10'da 1.sıraya yerleşen ve gönlüme taht kuran dizi, İşler Güçler. Kendine has esprileri ve özgün konusu ile geniş bir izleyici kitlesi edindi ve bir televizyon fenomeni haline geldi. İşte size kesin izlemem lazım bu diziyi dedirtecek bazı sahneler;



Doğuştan yalan söyleyemeyen Zehra










Ünlü bir oyuncu olarak hak ettiği değeri göremediğine inanan Ahmet Kural ve Murat Cemcir ve oyunculuk uğruna gümrük memurluğundaki işini bırakan Sadi Celil Cengiz.














Eminim bu üç yakın arkadaşın gerçek ve kurguya karışan hikayesi sizi de perşembe günleri koltuğa çivilemeye yetecektir...


Devamını Oku

Eski dostluklar unutulmaz..

     Herkesin yığınla arkadaşı olabilir ama yığınla dostu olamaz bence. Çünkü dost özel olmalı öyle bir sürü değil 3-5 tane falan en fazla.. Hastayım dediğinde geçmiş olsun demez, koşar yanına gelir, canım sıkkın dediğinde kolundan tutup dışarı çıkarır, senle ağlar senle güler..

     Dün çok sevdiğim Zeynebimle konuştum.. nasıl özlemişim.. Üniversite boyunca 4 yıl aynı evde kaldık bi kere sesli kavga ettiğimizi, saç başa olduğumuzu hatırlamam.. Bi de anılarımız.. Hala gülerek "ne güzeldi yaa o günler, keşke yeniden o günlere dönebilsek" diye bahsederiz.. Düşündüm de ne uyumlu bir dostluğumuz varmış yaa.. O kadar çok maceramız var ki.. Bunlardan birazı;


     İncilipınar pikniklerimiz.. iki büyük boy cips, meyve suyu, bisküviler, 2 browni intense(hastasıydık) ve suyumuzu(hemen oha deme, hepsini bitiremiyoduk :) yolumuzun üzerindeki marketlerden tedarik edip, doğruuu pikniğe incilipınara..:) En büyük ağacı kapar onun altında oturup pikniğimizi yapardık.. Orası bizim yerimiz ilan edip bizden önce oraya oturanlara pis pis bakıp kızmalara kadar abartmıştık olayı..:)







     Candoğan günlerimiz.. Bir çay bahçesi gibi, bahçesi süs havuzu olan bir park Candoğan Parkı; ama bizim için daha çok şey ifade ediyor..:) Her gün oraya gidip türk kahvesi içmek mi dersiniz, fal bakmak için o kahveyi kapatayım derken masa örtüsüne kahve dökmek mi dersiniz yoksa Zeynebime fal bakarken kendimi kaybedip yan masaların bize bakıp bakıp gülmesi mi..:) (Hiç Türk kahvesi sevmeyen Zeynebimi de kahve delisi yaptım ya korkulur benden..)










     Hiç tanımadığımız fanatik Fenerbahçeli bir grupla Isparta- Davraz'a kayak yapmaya gitmemiz.. (Cesarete bak) Bir face duyurusunda gezi olduğunu görmiştük, tabi benim fanatik FB'li Zeynebim rahat durur mu, durmaaz! hemen başladı: "Biz de gidelim miiii?" Peki ben rahat durur muyum asla!

     Gidelim tabi dememle, kendimi sabahın 4'ünde fanatik Fenerbahçeli bir grupla gün ağarmadan bir otobüste bulmam bir oldu.. İşin ucunda bilmediğim yerleri görmek ve gezmek varsa; ben varım. İyi ki de gitmişiz, iyi ki de bir çılgınlık yapmışız ne güzel bir macera yaşadık ve çok da güzel kaydık..Telesiyej keyfini de unutmayalım.







Canımız sıkılınca kalkıp Aydın'a gitmekten, Zeynebimi tutup kolundan İzmir'e getirmeme kadar daha o kadar çok güzel anımız var ki.. 


Güzel dostluklar kurmak ve dostlarımızdan ayrılmamak dileğiyle.. Şimdilik bu kadar hepinizi yanaklarınızdan mıncırıyorum.. :)

Devamını Oku

26 Ağustos 2012 Pazar

Neden Gerberaa?


    

        Bir kaç sene önce bir çiçekçinin vitrininde görüp  aşık olmamla başladı gerbera aşkım (amma hikaye kıvamında başladım)..


     İsmi için celbera mı gerbera mı diye uzun bir süre tereddütte kaldım, ki bu benim için daha gizemli bir hava kattı çiçeğe, niyeyse!..  İsmi zor çiçek! :) 


     Neden gerbera? sadece en sevdiğim çiçek diye mi hayıııırr! Çünkü gerbera umudun ve iyimserliğin çiçeğidir. Ne olursa olsun, pembe gözlüklerle arz-ı alemi seyre dalmak gerek her daim..

A bu arada çiçek falan göndereyim derseniz gerbera olsun(yüzsüzlükte sınır tanınmaz!)..:)
   

     
Devamını Oku

Komikaze kitap ayracım..:)








Bayılıyorum bu ayraca, benimki kelebekli olan. Bir arkadaşımın hediyesi.. kitap okumayı daha zevkli hale getiriyo.. Resimde çok net gözükmese de "şu bir günlük dünyada kitap mı okunur yaa!" yazıyor..:) Bunlar da tamamı..





Bütün D&R mağazalarında mevcut, edinin..:)





Devamını Oku

Kış Hazırlıgı


     Ağustos sonu geldi ve kış hazırlıkları başladı.. Tam bu yıl şişe domates yapmayacağız galiba ohh, diyordum ki gene kurtulamadım..:)

O kadar domatesi yıka, soy, doğra, robottan geçir, pişir bilmemne bütün günüm gitti; ama yaptığımız o kadar domates sosundan sonra değdi dedim.. Bi de şu acı biberlerle yaptığımız menemenlikler.. Beni benden alıyo resmen.. :)

Bugünkü şişe domates maceramdan bazı kesitler ve tarifimiz;


Önce domatesleri yıkayıp, bir güzel doğrayıp büyük bir kaba alıyoruz .






















Robottan geçirdiğimiz domatesleri bir güzel pişirip kavanozlarımıza ters koyup kapaklarının tutmasını bekliyoruz. Şişe domateslerimiz hazır..






















Menemenlikler için ise önce kabuklarını soyuyor ardından doğruyoruz, tercihen acı biberlerle birlikte pişiriyoruz ve kavanozlarımıza yine ters koyup tutmasını bekliyoruz.









Ve şişe domateslerimiz ve menemenliklerimiz hazır..
















Devamını Oku

Tavsiye Olunur: Can Dündar - Kırmızı Bisiklet



    
      Çok sevdiğim bir kitabım.. Ara ara açıp okurum, insanı rahatlatan eski günleri hatırlatan bir havası var. Bana hep çocukluğumu hatırlatır, eminim herkes kendi çocukluğundan bir şeyler bulabilir bu kitapta.. Kitaptan bazı satırlar;

"Örtmen "hoca" olmamıştı daha.. Silgiler kokusuz, domatesler hormonsuzdu. Servis yoktu, okul çıkışnda sımsıkı sarılan anneler vardı. Kara tahta fena tozutuyor, beyaz kolalı yaka boğazımı kesiyordu. "Şans, talih, kader kısmet 5 kuruşa" satılıyordu. Zenci kızlı Mabel sakızından Cemil Turan kartları çıkıyordu; Çamlıca gazozunun içine leblebi atıp içince daha eğlenceli oluyordu; kerrat cetveli zor ezberleniyordu; yerli malı haftalarında kuru incirle üzüm yeniliyordu, hiçbir şey atılmıyor, onarılıp yeniden giyiliyordu.."


"Babalık için uçurtma almak yetmez, birlikte uçurtmak gerekir."


"...süzüldüm imbiğinden...
Piştim, o ihtiyarın dergahında...
Babamın oğluydum eskiden;
Oğlumun babası oluverdim birden..."


Herkesin (özellikle de babaların) okuması gereken bir kitap.. Mutlaka okumalısınız..



Devamını Oku

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Tavsiye Olunur: Aşkın Gözyaşları



   Bir süre önce okuduğum ve beni bir okur olarak fazlasıyla tatmin eden nadir kitaplardan biri.. Okurken bir anda kitapla aynı zamanda ve mekanda buldum kendimi..

     Bugüne kadar 2- 3 kitap ağlatabilmiştir beni, ama öyle duygulandım ki kitabın birçok yerinde ağladım.. Kitaptan bazı satırlar;

"Senin aşkından bir yaprak öğreninceye kadar ilimden üç yüz yaprak unuttum."

"Bir türlü kavuşamadığım, kavuşmaya doyamadığım. Dışında olamadığım, içinden çıkamadığım.Gecelerin hakimi, gözyaşlarımın pınarı efendim.."

"İyiliğinizi de gizleyin tıpkı kötülüklerinizi gizlediğiniz gibi."



Okurken ve okuduktan sonra yaşama bakış açınızda, olayları değerlendirişinizdeki farklılığı göreceksiniz. Hayata farklı bir boyuttan bakmanızı sağlayan bu biyografik romanı okumak çok şey kazandıracak size. Şems'in ağzından nefis bir roman..

Fazla söze gerek yok, mutlaka okumalısınız..

Devamını Oku

24 Ağustos 2012 Cuma

Mimlendimmm!..



 Keyifle takip ettiğim supercellma tarafından mimlenmiş bulunmaktayımm.. Konuyu görünce öyle bir bakakaldım.. İnsanı afallatacak kadar ilginç ve güzel bir konu.. (Kazık geldi hocamm..)





15 yıl sonra mı?? (Yaa hocam ama sorular çok zorduuu, çalıştığım yerden gelmedi diye mızmızlanasım var..:)


Çocukken ne güzeldi ya, şimdi çocuk olsam -ki hala yetişkin olduğumdan şüpheliyim- astronot olcam 15 yıl sonra derdim.. ama artık daha usturuplu cevaplar vermek gerekiyor dmi? Herhalde en değerlimin -beni ikna edecek öyle biri olursa tabi- ısrarları üzerine evli, tercihen çocuksuz ama evcil hayvan olarak köpek sahibi, en azından bari bir tane cadı mı cadı bir kız annesi olurum. Aaa bir de prof olacağım dmi.. :) Açılın bilim dünyası, akademisyenler: 15 yıl sonraki profesörünüz gerberaa geliyooor.. :)

Hayal ettiğin kadarsın demiş bir düşünür (kim ben de bilmiyorum valla), ondan deli gibi hayaller kurcam şimdi, cümle alem ne kadar olduğumu görsün diye..:)

Valla bilim dünyasına sesleniyorum buradan: uçan arabaları yapmış olun o zamana kadar, ben elaleme "koskoca profesör arabasıyla trafikte kalmış gene" dedirtmemm! Artık havalara uçmak deyiminin gerçek bir anlamı da olacak, vay be..

Sonracığıma şu yaşlanmayı falan da durdurun 38'imde de hala 20'sindeki gibi desinler.. Ha bir de şu evlat olayı var dimi? Mesela çocuğun hayırsız çıkarsa, çürük falan çıkarsa ya da iyi yapamadım ben bunu diye hayıflandığın zaman başka 0 km bir çocukla değiştirebilme imkanın olsun.. Aşk da sonsuza kadar sürse de şu " aşk bitince sevgi kalıyor, sevgi saygı her şeyin başı" klişelerinden kurtulsak!..

Yemek olayını da kapsüllerle halledelim desem çok mu olurum? En azından kilo almayı engelleyen haplar veya yöntemler olsun.."hooop aldım hapımııı, şimdi koca bir yaş pastayı hüpletceem.." hayali bile güzell..:)

Robotları da unutmayalım amaa.. Ben oturayım her işi robotum yapsın..oohh!

Bunlar olmazsa galiba evli, 2-3 çocuk annesi, çalışmayan, ev gezmelerine altın günlerine falan giden bi hanımceiz olurum. Yok yok olacak bunlar, aksini düşünmek bile istemiyorumm..

Ne demişler gelecek de bir gün gelecek (inşallah)..

Bu konudaki görüşlerini çok merak ettiğim (ve hepimizi kırıp geçireceğini düşündüğüm) bidost'u ve efervesan'ı mimliyorum ve hepinizi yanaklarınızdan mıncırıyorum..


Nedir bu mimlenmek derseniz buraya tık tık 







Görsel alıntı buradan


Devamını Oku

Çam terebentin yagı mucizesi



     Bir arkadaşımın tavsiyesi (özellikle de ballandıra ballandıra anlatması) üzerine hemen koşa koşa watsons'tan bir çam terebentin yağı aldım. Doğrusu bu kadar övgüyü sonuna kadar hakedeceğini bilmiyordum!  Uzun süredir kullanıyorum çam terebentin yağını ve birçok faydalarını gördüm.. Bunlardan bir kaçından bahsedelim şimdi;

Kullanımı: Ben genellikle şampuanıma (neredeyse) yarım şişesini koyarak kullanıyorum, ama siz 25 damla gibi bir miktar kullanabilirsiniz. İkinci bir kullanım şekli ise doğrudan saç derinize masaj yaparak uygulamak ve yarım saat bekledikten sonra yıkamak. Haftada bir kez bu işlem yapılabilir. Ben doğrudan saç derime uygulayınca şiddetli bir yanma hissi oluştu kafa derimde, tabi bu benim hassas cildimden de kaynaklanıyor olabilir. Seçim sizin..

En güzeli bence saçları hızlı uzatması..
Saçlarım bana göre normal; arkadaşlarıma  hatta çevreme göre ise zaten hızlı uzuyor. Ancak birkaç ay kullandıktan sonra saçlarımda 2cm kadar(tabi bu kişiden kişiye değişebilir) fazladan bir uzama tespit ettim.. :)

Saçların dökülmesini durduruyor..
Her banyodan sonra elime gelen 10-15 saç telini artık göremez oldum, pek de özlediğimi söyleyemem kendilerini :) Ve bıraktıktan hemen sonra gene eskisi gibi normal dökülmelere devam etti.. Burdan anlıyoruz ki çam terentini bir kullan bir bırak olmuyooor! Devamlı kullanmak gerek.

Saçlarım ışıl ışıl!..
Kullanmaya başladıktan bi süre sonra saçlarım güneşle yarışmaya başladı! (abartıya bak). tabi bu boyalı saçlarda kendini daha az gösteriyor..

Yumuşaklık hissi..
Saçlarından elini alamamak ne hoşmuş ya, unutmuşum..(Daha fazla parlaklık ve yumuşaklık için ise badem yağı ile karıştırmanız tavsiye olunur.)

Kuvvetli saçlar..
Saçlarım ağırlık çalışacak kıvama geldi desem yeridir.. :) Şaka bir yana, bırak dökülmeyi kopmuyorlar bile.


Tabi bazı eksileri de yok değil.. Öncelikle kokusu (doğal olarak) aynı çam ağacı, ben çok dert etmedim ama rahatsız olan arkadaşlar için durulanan ve durulanmayan saç kremlerini tavsiye ederim. Gayet etkili bir çözüm..

Ayrıca saçları biraz kurutabiliyor. Saçlarınız kuruysa bu etki daha çok kendini gösterir ki bende de öyle oldu.. Bunun için de gene aynı çözüm yani saç kremleri ve serumlar imdadınıza yetişiyor..



Umarım faydalı olmuştur, yanaklarınızdan mıncırdım.. :)

Sevgilerle ve tabi saygılarla.. (Sevgilerle ile birlikte niye saygılarla sözcüğünü de kullanmıyoruz ki! hep her şeyin başı sevgi- saygı demezler mi :) dedim ve kullandım..:)


Devamını Oku

23 Ağustos 2012 Perşembe

Gerberaa Pazarı !


     Son zamanlarda bloglarda makyaj, moda, takı, toka derken bi baktım ne kadar moda olmuş efem süslenmek püslenmek.. Bunları kendim süslenmediğim için mi söylüyorum: "tabi ki hayııır! Bende süsü püsü severim.." Hele bi de şu makyaj videoları.. (bayılırım!)

     Efendim düşündüm taşındım; sizlere layık olmak için bende bir kaç süslü takı tokamı, makyaj malzememi paylaşmak istedim.. Tabi malumunuz öğrenci olduğum için öyle çok pahalı takılarım, makyaj malzemelerim yok.. Ama hepsi gerberaa pazarındaki yerini aldı.. :)

Buyrun gerberaa pazarınaa!... gel abla gel.. :)

öncelikle takı dolabımdaki kaos ve karmaşa..





Bir bayan ne kadar karışık bir çantası da olsa ilk elini attığında aradığını bulurmuş.. (dağınıklığı savunmaya bak!) Bende bundan yola çıkarak dağınık olsun, benim olsun dedim.. :)


bunlar da benim en sevdiğim küpelerim;





















Bandana ve kurdelalı tokaların hastasıyımm..










































Ve makyaj malzemelerimden gözdelerim;























Gözde rujlarım..



















Şimdilik bu kadar..Hepinizi yanaklarınızdan mıncırdım.. :)

Sevgilerle..















Devamını Oku

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Facebook'ta akraba eklememek için 5 neden!

     Facebook'ta akraba eklemek can sıkıcı bir muhabbettir. kafana eseni yazamazsın, paylaşamazsın yok amcam görürse yok anneannem (yok artık demeyin gerçekten bazı teyzeler face açıp torun eklemekte 1.lik kupasını kaldıracak kadar azimli) görürse anneme yetiştirir mi?..  Bütün akrabalara malzeme olmak riski de yabana atılacak bir konu değil bana kalırsa..

Tüm bunlar fragmandı :) Şimdi biraz daha derinden inceleyelim. İşte Face'te akraba eklememek için 5 önemli neden:

1. Her online gördüğünde konuşma zorunluluğu
Bazı insanlar vardır ki Face'te konu komşu akraba görünce, sokakta karşılaşır gibi her gördüğünde bir selam versin ister! konuşsan bir türlü konuşmasan bir türlü, gerildiğinle kalırsın..

2. Her resim, videoya yorum yazanlar
 Sanki milli bir mesele veya akraba/tanıdık dayanışması olarak görürler bazıları yorum yapmayı. İlle de her resmin altına "ayy halasının güzeli, ne de güzel çıkmış maşallah" demeyi borç bilirler. Profilinizdeki herşeyi beğenip, yorum yapmasının yanı sıra sizin hakkınızda 'halasının kuzusu vb." imajlar bırakabilir.

3. Kontrolcü !

Kimileri ise sanki zabıta gibi her yaptığına bakar, nerelere girip beğeniyo, neler paylaşmış diye kontrol eder. bunlar genellikle abi, baba, amca vb olur ve size dünyayı dar etmek için ellerinden geleni ardına koymazlar. Paylaşımlarınızın altına "burası neresi, Aykut kim, ne demek o" gibi yorumlar yapmaları çok şaşırtmayacaktır sizi. Bu yüzden ilişki durumu, alkol sigara gibi alışkanlıklar, aileden gizlenen resimler koyulamaz ya da gizlenir.

4. Ağız tadıyla muhabbet edememek
Arkadaşlarınla istediğin gibi cıvıtarak muhabbet edememektir, face'inde akraba olması. Bi de arkadaş muhabbetlerinin içine limon suyu sıkanlar vardır ki, uzak durulması farz olur..

5.Israrcı akraba
Hani ta bilmem ne teyzenin bilmemne oğlu/kızıdır, da bin defa reddedersin bin defa arkadaşlık isteği gönderir ya, işte arkana bakmadan kaçacaksın ondan. Gerekirse engelleyecek, olmadı şikayet edeceksin!


     Tabi her akraba/tanıdık için geçerli değil bunlar, Face'te ahlak zabıtası gibi gezmeyen, her paylaşıma yorum atmayan, sanki akraba olduğunu cümle aleme göstermek istermiş gibi 'canım yeğenim aslanım, teyzesinin yakışıklısı' türü hareketlerde bulunmayan, etliye sütlüye karışmayan akrabalara sözüm yok. Başının üzerinde taşınılası insandır onlar.. :) onları koruyalım sevelim lütfen, zira sayıları pek az.. :)

Devamını Oku

Bir ben eksiktim, simdi tam oldu.. =)

    Uzun zamandır sıkı bir blog takipçisiyim; efendim moda olsun, gezme- tozma olsun, makyaj olsun, yeme- içme olsun hepsini severim.. Bir süre önce kafamda bir ampül yandı: 'blog açmak..' içimde tutamadığım çok şey var; konuşmak, paylaşmak istiyorumm!

    Baktım herkesin bişeyler hakkında fikri var, dedim benim neden olmasın! bundan sonra ben de deneyimlerimle, fikirlerimle ve akıl almaz saçmalıklarımla sizi bunalticiiim.. :)'Eyvahh' dediğinizi duyar gibiyim.. tamam tamam çok bunaltmıcam :)

    Öhöm öhöm.. açılış konuşmam bu kadar. Daha çok birlikte olacağımızı umuyorum.Hepinizi öpüyorum.. 


                            =)
Devamını Oku

Pages

30 Ağustos 2012 Perşembe



     "Yok yaz geldi yok kış geliyor aman zayıflayayım" diyenlere müjdemi veriyorum. İşte gerbera farkıyla size kilo verdirecek, bir deri bir kemik bırakacak, görenlere yazık afrikalı herhalde dedirtecek birbirinden harika öneriler..:)


Spor ve egzersiz
"Yaa spor olmadan olmaz mıı?" dediğinizi duyar gibiyim ama olmazz! Ayrıca her gün keke böreğe uzanmak ve buzdolabına kadar  iki adım yürümek spordan sayılmaz.. Bundan sonra her gün deli divane mecnunlar gibi koşuyoruz.. Şehirler arası yolculuklar için otobüs/uçak firmalarına para ödemeye son! bundan sonra koşuyorsunuz.. Hadi bu pırlanta gibi tavsiyemle paradan da tasarruf ettiniz..


Diyet
"Ben diyet yapamıyorum" diyenlerdenseniz müjdemi isterim size harika bir önerim var, sıkı durun işte geliyor: Koli bandı! Öyle yüzünüzü buruşturmayın hemen çok işinize yarayacak.. Öncelikle siyah bir koli bandı alıyoruz ve 15 cm civarında kesip bir güzel ağzımızın her yerini kapatacak şekilde(boşluk kalmamasına dikkat) yapıştırıyoruz. Dışarda görenler falan olursa da bir şeyleri protesto ediyorsunuz eylem falan yapıyorsunuz sanarlar. Bu sayede de hayata karşı asi, mücadeleci ve protest bir duruşunuz olduğunuzu sanacaklar ve havanız olacak.. hadi gene iyisiniz..


Harika zayıflama kürleri
Şimdi size elimdeki en gizli formülü veriyorum kalemi kağıdı alın hemen. Biraz çimen kaynatıp onu bir güzel püre haline getiriyoruz önce (aaa çimen mi deyip geçmeyin inekler nasıl o kadar sağlıklı bir ürün olan sütü yapıyor sanıyorsunuz? çok faydalı çook), karışımımızın içine bir fincan zeytinyağı, bir ölçü kadar müshil ilacı katıyoruz, son olarak da az votka kattık mı sizden güzeli zayıfı yok! (Hiç değilse kafanız güzel olur)


Moralinizi yüksek tutun.
Derin derin nefes alın mutlu olun, bak hayattta çiçekler böcekler var kuşlar uçuşuyor güneş pırıldıyor içinden bir şarkı söylüyorsun lalalalaaa.. ayy teletabi mi o? yok o kadar da neşe dolu olmanın anlamı yok şimdi! Mutlusunuz, huzurlusunuz derkeeen yoldan bir çiroz geçiyor.. Aaa bırak artık o çiroz kızlara bakıp bakıp fesatlık yapmayı, "şuna bak kürdan gibi bacakları var dişimi karıştırırım ben onlarla hıhh!" vb sözleriniz hiç hoş değil.. Bu sözler hem sizin çekemez gösterir hem de kötü kalpli.. Yakışıyor mı hiç? Baktınız çok sinir bozuyor çaktırmadan bir çelme takıyoruz hemen ve ardından "ay yazık o kadar zayıf ki yolda yürüyecek enerjisi bile yok, anoreksiya galiba" diye ortaya konuşuyor, lafı yapıştırıyoruz. Bu sizin moralinizi yerine getirmeye yetecektir.


Son çare: Şiddet!!
Ne demiş Tanzimat dönemi yazarlarımızdan Ziya paşa, "nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir." Evet efem işte biz de bu felsefeye dayanarak bir arkadaşımızdan yardım isteyeceğiz. Her elimiz pasta, börek, çikolataya uzandığında "şakk" ele bir tokat.. Olmadı mı şiddet dozunu daha da artıyoruz, ta ki pes edene kadar..


Bunları uyguladıktan sonra bırak zayıflamayı, dışarda görünmeyeceksiniz bile.. (O sana şişman diyen çocuk var ya ayaklarına kapanacak!) Artık altın değerinde zayıflama yöntemlerini biliyorsunuz, hepsini tek tek uygulayın düşman çatlatın!..



Hepinizi yanaklarınızdan mıncırdım..:)




Görsel alıntı buradan


29 Ağustos 2012 Çarşamba





     Taraf Gazetesi' nin 20 soru başlıklı bir köşesi vardı, ünlülerin bu 20 soruya verdiği cevaplar yer alırdı bu köşede. Ünlülerin cevaplarını okumak keyifli olurdu. Şimdi bu soruları kendimize uyguluyoruz ve 20 soruda kendimizi ve arkadaşlarımızı tanıyoruz.. Bunlar da benim cevaplarım;





1. En sevdiğiniz kelime?
Macera

2. Nefret ettiğiniz kelime?
Yapamam

3.Ne sizi heyecanlandırır?
Yeni işlere atılmak

4. Heyecanınızı ne öldürür?
İşin başında engeller çıkması



5.En sevdiğiniz ses nedir?
Yağmur sesi

6.Nefret ettiğiniz ses nedir?
Bağırarak konuşan insanların sesi

7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Gişe memuru

8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
İleri matematiksel zeka.

9.Kendiniz olmasaydınız kim olurduınuz?
Bilmem..

10.Nerede yaşamak isterdiniz?
Kumsalda, denizin hemen bitişiğinde ön tarafı camekanlı bir evde..

11.En önemli kusurunuz nedir?
Soğuk görünürüm

12.Sizce en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
Garanticiliğim

13.Kahramanınız kim?
Arıyorum hala..

14.En çok kullandığınız küfür?
Yazmayım buraya..:)

15.Şu anki ruh haliniz nasıl?
Huzur ve huzursuzluğun arası.

16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Hayallerine ulaş.

17.Mutluluk rüyanız nedir?
Sevdiklerimle bir fincan türk kahvesi.

18.Sizce mutsuzluğun tanımı?
Hayal kırıklığı

19.Nasıl ölmek isterdiniz?
Uyurken

20.Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrının kapıda size ne söylemesini istersiniz?
Nerde kaldın, bi türk kahvesi içer miyiz?  :)



Sizde bu soruları kendinize ve arkadaşlarınıza uygulayın, aldığınız cevapları okumanın çok keyifli olacağına eminim..:)



   
       
     Son zamanlarda nereye baksam -dergi, kitap,site vb- aşkın tarifi, mükemmel aşk nasıl olur, nasıl aşık edersin, aşık olduğunu nasıl anlarsın, baştan çıkarma metotları bilmemne.. meğer herkes aşkı çözmüş tüm boyutlarıyla çözümlemiş de mükemmel aşkın tarifleri bile verilir olmuş.. Hayır efendim öyle değil o olay!


     Mükemmel aşk? Biz mükemmel miyiz de mükemmel aşkı arıyoruz ya da hayatımız romantik komedi kıvamında mı geçiyor herbirimizin? Pek sayılmaz..


     Bazen kalbini kırabilir hatta sen de onunkini, incitici sözler söyleyebilir birbirinizi üzebilirsiniz.. Her zaman her istediğini, istediğin anda yapmayabilir, kapında köle olmayabilir, her buluşmada seni üç saat beklemeyebilir de.. Ve bazı zamanlar istediğin insandan çok uzak olabilir.. Çünkü o bir insan ve sen de öyle..


     Kusurlarımız olmalı; çünkü kusursuz olmaya çalışmakla başlar en büyük kusurlar! onlar sadece insan olduğumuzu gösterir.. Şunu unutmamalıyız ki, kusursuz aşk kusurlu olandır..



Şimdi gerçek bir efsaneden, Bob Marley'den dinleyelim gerçek aşkı;


O'nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da, hatta bir tanesi de; daha önce aşık oldu, tekrar olabilir.

Ama şu an seni seviyorsa daha ne olabilir ki?

Tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte asla mükemmel olamayabilirsiniz.
Ama o seni güldürebiliyorsa, iki kez düşündürebiliyorsa -kabul edersin ki insanlar hata yaparlar- onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin her şeyi ver.

Seni günün her anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir: kalbini..

Yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme.

Seni mutlu ettiğinde gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil..




Kusurlarımızla kalmak dileğiyle diyorum ve hepinizi yanaklarınızdan mıncırıyorum..:)

28 Ağustos 2012 Salı



     Bir süredir blog dünyasında çok popüler trendlerden olan mimlemek ve diy neredeyse bütün blog sahiplerinin bildiği ve kullandığı terimler haline geldi..

     Birkaç gün önce bir takip ettiğim blog sahibi arkadaşımın beni mimlemesiyle "mim? nasıl yani!" falan oldum ve de ilk mim yazımı yazmış oldum..



Peki mim nedir?

     Mim; bir blog sahibinin veya site sahibinin bir konu hakkında kişisel düşünce ve görüşlerini yazması hatta yorum yapması ve bu yazıyı yazdıktan sonra yazının sonunda topu başkalarına atarak "sizi mimledim" demesiyle son bulan yazılardır. Yani bu kısaca ben bu konu hakkında bunları düşünüyorum ve sizin de fikirlerinizi yazmanızı istiyorum deme şeklidir.


     Mimlenen blog yazarları da bu konuyla ilgili fikirlerini yazarlar ve onlar da başka blog yazarlarını mimlerler; zincir bu şekilde devam eder.. Bu şekilde blog yazarları kendi aralarında paslaşır ve konu hakkında daha geniş bir görüş açısına sahip olunur,  blog yazarları kendi içinde sosyalleşir ve bir nevi beyin fırtınası yapılır.


Olur da bir blog yazarı tarafından mimlenirseniz sakın kelimenin gerçek anlamı olan "işaret etmek, lekelenmek" olarak algılamayın.. :)


Bir mim yazısı okumak için ise buraya tık tık





Peki Diy nedir?

     İngilizcede kendi işini kendin yap anlamına gelen "do it yourself" kelimelerinin kısaltmasıdır. Kendin pişir kendin ye felsefesine benzer. İhtiyacın olan neyse kendin yap üret anlamına çıkar. Örneğin evin bir odasının boyanması mı lazım kendin boyarsan bu diy olur; ya da bir mücevher kutusuna mı ihtiyacın var malzemelerini alıp kendi mücevher kutunu kendin yaparsın bu da diy olur, kendi takını tasarlar, kendi çantanı dikersen vb kendin yaptığın sürece diy olur..  Bir nevi eldeki değerlendirme olayıdır diyebiliriz.


Böylelikle alışveriş/tüketim çılgınlığı dizginlenmiş olur, tüketim uğruna doğal kaynakların tüketilmesi yavaşlar ve hem sizin ekonominize hem de ülke ekonomisine katkı sağlamış olursunuz..


Artık mimlenmeyi de diy'i de biliyorsunuuuz, sonra vay efendim gerbera demedi haberimiz yoktu demeyin diyorum(hemen cıvıtıyorum) ve yanaklarınızdan mıncırıyorum..:)



27 Ağustos 2012 Pazartesi



     Son zamanlarda izlediğim diziler arasında top 10'da 1.sıraya yerleşen ve gönlüme taht kuran dizi, İşler Güçler. Kendine has esprileri ve özgün konusu ile geniş bir izleyici kitlesi edindi ve bir televizyon fenomeni haline geldi. İşte size kesin izlemem lazım bu diziyi dedirtecek bazı sahneler;



Doğuştan yalan söyleyemeyen Zehra










Ünlü bir oyuncu olarak hak ettiği değeri göremediğine inanan Ahmet Kural ve Murat Cemcir ve oyunculuk uğruna gümrük memurluğundaki işini bırakan Sadi Celil Cengiz.














Eminim bu üç yakın arkadaşın gerçek ve kurguya karışan hikayesi sizi de perşembe günleri koltuğa çivilemeye yetecektir...


     Herkesin yığınla arkadaşı olabilir ama yığınla dostu olamaz bence. Çünkü dost özel olmalı öyle bir sürü değil 3-5 tane falan en fazla.. Hastayım dediğinde geçmiş olsun demez, koşar yanına gelir, canım sıkkın dediğinde kolundan tutup dışarı çıkarır, senle ağlar senle güler..


     Dün çok sevdiğim Zeynebimle konuştum.. nasıl özlemişim.. Üniversite boyunca 4 yıl aynı evde kaldık bi kere sesli kavga ettiğimizi, saç başa olduğumuzu hatırlamam.. Bi de anılarımız.. Hala gülerek "ne güzeldi yaa o günler, keşke yeniden o günlere dönebilsek" diye bahsederiz.. Düşündüm de ne uyumlu bir dostluğumuz varmış yaa.. O kadar çok maceramız var ki.. Bunlardan birazı;


     İncilipınar pikniklerimiz.. iki büyük boy cips, meyve suyu, bisküviler, 2 browni intense(hastasıydık) ve suyumuzu(hemen oha deme, hepsini bitiremiyoduk :) yolumuzun üzerindeki marketlerden tedarik edip, doğruuu pikniğe incilipınara..:) En büyük ağacı kapar onun altında oturup pikniğimizi yapardık.. Orası bizim yerimiz ilan edip bizden önce oraya oturanlara pis pis bakıp kızmalara kadar abartmıştık olayı..:)







     Candoğan günlerimiz.. Bir çay bahçesi gibi, bahçesi süs havuzu olan bir park Candoğan Parkı; ama bizim için daha çok şey ifade ediyor..:) Her gün oraya gidip türk kahvesi içmek mi dersiniz, fal bakmak için o kahveyi kapatayım derken masa örtüsüne kahve dökmek mi dersiniz yoksa Zeynebime fal bakarken kendimi kaybedip yan masaların bize bakıp bakıp gülmesi mi..:) (Hiç Türk kahvesi sevmeyen Zeynebimi de kahve delisi yaptım ya korkulur benden..)










     Hiç tanımadığımız fanatik Fenerbahçeli bir grupla Isparta- Davraz'a kayak yapmaya gitmemiz.. (Cesarete bak) Bir face duyurusunda gezi olduğunu görmiştük, tabi benim fanatik FB'li Zeynebim rahat durur mu, durmaaz! hemen başladı: "Biz de gidelim miiii?" Peki ben rahat durur muyum asla!

     Gidelim tabi dememle, kendimi sabahın 4'ünde fanatik Fenerbahçeli bir grupla gün ağarmadan bir otobüste bulmam bir oldu.. İşin ucunda bilmediğim yerleri görmek ve gezmek varsa; ben varım. İyi ki de gitmişiz, iyi ki de bir çılgınlık yapmışız ne güzel bir macera yaşadık ve çok da güzel kaydık..Telesiyej keyfini de unutmayalım.







Canımız sıkılınca kalkıp Aydın'a gitmekten, Zeynebimi tutup kolundan İzmir'e getirmeme kadar daha o kadar çok güzel anımız var ki.. 


Güzel dostluklar kurmak ve dostlarımızdan ayrılmamak dileğiyle.. Şimdilik bu kadar hepinizi yanaklarınızdan mıncırıyorum.. :)

26 Ağustos 2012 Pazar


    

        Bir kaç sene önce bir çiçekçinin vitrininde görüp  aşık olmamla başladı gerbera aşkım (amma hikaye kıvamında başladım)..


     İsmi için celbera mı gerbera mı diye uzun bir süre tereddütte kaldım, ki bu benim için daha gizemli bir hava kattı çiçeğe, niyeyse!..  İsmi zor çiçek! :) 


     Neden gerbera? sadece en sevdiğim çiçek diye mi hayıııırr! Çünkü gerbera umudun ve iyimserliğin çiçeğidir. Ne olursa olsun, pembe gözlüklerle arz-ı alemi seyre dalmak gerek her daim..

A bu arada çiçek falan göndereyim derseniz gerbera olsun(yüzsüzlükte sınır tanınmaz!)..:)
   

     








Bayılıyorum bu ayraca, benimki kelebekli olan. Bir arkadaşımın hediyesi.. kitap okumayı daha zevkli hale getiriyo.. Resimde çok net gözükmese de "şu bir günlük dünyada kitap mı okunur yaa!" yazıyor..:) Bunlar da tamamı..





Bütün D&R mağazalarında mevcut, edinin..:)






     Ağustos sonu geldi ve kış hazırlıkları başladı.. Tam bu yıl şişe domates yapmayacağız galiba ohh, diyordum ki gene kurtulamadım..:)

O kadar domatesi yıka, soy, doğra, robottan geçir, pişir bilmemne bütün günüm gitti; ama yaptığımız o kadar domates sosundan sonra değdi dedim.. Bi de şu acı biberlerle yaptığımız menemenlikler.. Beni benden alıyo resmen.. :)

Bugünkü şişe domates maceramdan bazı kesitler ve tarifimiz;


Önce domatesleri yıkayıp, bir güzel doğrayıp büyük bir kaba alıyoruz .






















Robottan geçirdiğimiz domatesleri bir güzel pişirip kavanozlarımıza ters koyup kapaklarının tutmasını bekliyoruz. Şişe domateslerimiz hazır..






















Menemenlikler için ise önce kabuklarını soyuyor ardından doğruyoruz, tercihen acı biberlerle birlikte pişiriyoruz ve kavanozlarımıza yine ters koyup tutmasını bekliyoruz.









Ve şişe domateslerimiz ve menemenliklerimiz hazır..


















    
      Çok sevdiğim bir kitabım.. Ara ara açıp okurum, insanı rahatlatan eski günleri hatırlatan bir havası var. Bana hep çocukluğumu hatırlatır, eminim herkes kendi çocukluğundan bir şeyler bulabilir bu kitapta.. Kitaptan bazı satırlar;

"Örtmen "hoca" olmamıştı daha.. Silgiler kokusuz, domatesler hormonsuzdu. Servis yoktu, okul çıkışnda sımsıkı sarılan anneler vardı. Kara tahta fena tozutuyor, beyaz kolalı yaka boğazımı kesiyordu. "Şans, talih, kader kısmet 5 kuruşa" satılıyordu. Zenci kızlı Mabel sakızından Cemil Turan kartları çıkıyordu; Çamlıca gazozunun içine leblebi atıp içince daha eğlenceli oluyordu; kerrat cetveli zor ezberleniyordu; yerli malı haftalarında kuru incirle üzüm yeniliyordu, hiçbir şey atılmıyor, onarılıp yeniden giyiliyordu.."


"Babalık için uçurtma almak yetmez, birlikte uçurtmak gerekir."


"...süzüldüm imbiğinden...
Piştim, o ihtiyarın dergahında...
Babamın oğluydum eskiden;
Oğlumun babası oluverdim birden..."


Herkesin (özellikle de babaların) okuması gereken bir kitap.. Mutlaka okumalısınız..



25 Ağustos 2012 Cumartesi



   Bir süre önce okuduğum ve beni bir okur olarak fazlasıyla tatmin eden nadir kitaplardan biri.. Okurken bir anda kitapla aynı zamanda ve mekanda buldum kendimi..

     Bugüne kadar 2- 3 kitap ağlatabilmiştir beni, ama öyle duygulandım ki kitabın birçok yerinde ağladım.. Kitaptan bazı satırlar;

"Senin aşkından bir yaprak öğreninceye kadar ilimden üç yüz yaprak unuttum."

"Bir türlü kavuşamadığım, kavuşmaya doyamadığım. Dışında olamadığım, içinden çıkamadığım.Gecelerin hakimi, gözyaşlarımın pınarı efendim.."

"İyiliğinizi de gizleyin tıpkı kötülüklerinizi gizlediğiniz gibi."



Okurken ve okuduktan sonra yaşama bakış açınızda, olayları değerlendirişinizdeki farklılığı göreceksiniz. Hayata farklı bir boyuttan bakmanızı sağlayan bu biyografik romanı okumak çok şey kazandıracak size. Şems'in ağzından nefis bir roman..

Fazla söze gerek yok, mutlaka okumalısınız..

24 Ağustos 2012 Cuma



 Keyifle takip ettiğim supercellma tarafından mimlenmiş bulunmaktayımm.. Konuyu görünce öyle bir bakakaldım.. İnsanı afallatacak kadar ilginç ve güzel bir konu.. (Kazık geldi hocamm..)





15 yıl sonra mı?? (Yaa hocam ama sorular çok zorduuu, çalıştığım yerden gelmedi diye mızmızlanasım var..:)


Çocukken ne güzeldi ya, şimdi çocuk olsam -ki hala yetişkin olduğumdan şüpheliyim- astronot olcam 15 yıl sonra derdim.. ama artık daha usturuplu cevaplar vermek gerekiyor dmi? Herhalde en değerlimin -beni ikna edecek öyle biri olursa tabi- ısrarları üzerine evli, tercihen çocuksuz ama evcil hayvan olarak köpek sahibi, en azından bari bir tane cadı mı cadı bir kız annesi olurum. Aaa bir de prof olacağım dmi.. :) Açılın bilim dünyası, akademisyenler: 15 yıl sonraki profesörünüz gerberaa geliyooor.. :)

Hayal ettiğin kadarsın demiş bir düşünür (kim ben de bilmiyorum valla), ondan deli gibi hayaller kurcam şimdi, cümle alem ne kadar olduğumu görsün diye..:)

Valla bilim dünyasına sesleniyorum buradan: uçan arabaları yapmış olun o zamana kadar, ben elaleme "koskoca profesör arabasıyla trafikte kalmış gene" dedirtmemm! Artık havalara uçmak deyiminin gerçek bir anlamı da olacak, vay be..

Sonracığıma şu yaşlanmayı falan da durdurun 38'imde de hala 20'sindeki gibi desinler.. Ha bir de şu evlat olayı var dimi? Mesela çocuğun hayırsız çıkarsa, çürük falan çıkarsa ya da iyi yapamadım ben bunu diye hayıflandığın zaman başka 0 km bir çocukla değiştirebilme imkanın olsun.. Aşk da sonsuza kadar sürse de şu " aşk bitince sevgi kalıyor, sevgi saygı her şeyin başı" klişelerinden kurtulsak!..

Yemek olayını da kapsüllerle halledelim desem çok mu olurum? En azından kilo almayı engelleyen haplar veya yöntemler olsun.."hooop aldım hapımııı, şimdi koca bir yaş pastayı hüpletceem.." hayali bile güzell..:)

Robotları da unutmayalım amaa.. Ben oturayım her işi robotum yapsın..oohh!

Bunlar olmazsa galiba evli, 2-3 çocuk annesi, çalışmayan, ev gezmelerine altın günlerine falan giden bi hanımceiz olurum. Yok yok olacak bunlar, aksini düşünmek bile istemiyorumm..

Ne demişler gelecek de bir gün gelecek (inşallah)..

Bu konudaki görüşlerini çok merak ettiğim (ve hepimizi kırıp geçireceğini düşündüğüm) bidost'u ve efervesan'ı mimliyorum ve hepinizi yanaklarınızdan mıncırıyorum..


Nedir bu mimlenmek derseniz buraya tık tık 







Görsel alıntı buradan




     Bir arkadaşımın tavsiyesi (özellikle de ballandıra ballandıra anlatması) üzerine hemen koşa koşa watsons'tan bir çam terebentin yağı aldım. Doğrusu bu kadar övgüyü sonuna kadar hakedeceğini bilmiyordum!  Uzun süredir kullanıyorum çam terebentin yağını ve birçok faydalarını gördüm.. Bunlardan bir kaçından bahsedelim şimdi;

Kullanımı: Ben genellikle şampuanıma (neredeyse) yarım şişesini koyarak kullanıyorum, ama siz 25 damla gibi bir miktar kullanabilirsiniz. İkinci bir kullanım şekli ise doğrudan saç derinize masaj yaparak uygulamak ve yarım saat bekledikten sonra yıkamak. Haftada bir kez bu işlem yapılabilir. Ben doğrudan saç derime uygulayınca şiddetli bir yanma hissi oluştu kafa derimde, tabi bu benim hassas cildimden de kaynaklanıyor olabilir. Seçim sizin..

En güzeli bence saçları hızlı uzatması..
Saçlarım bana göre normal; arkadaşlarıma  hatta çevreme göre ise zaten hızlı uzuyor. Ancak birkaç ay kullandıktan sonra saçlarımda 2cm kadar(tabi bu kişiden kişiye değişebilir) fazladan bir uzama tespit ettim.. :)

Saçların dökülmesini durduruyor..
Her banyodan sonra elime gelen 10-15 saç telini artık göremez oldum, pek de özlediğimi söyleyemem kendilerini :) Ve bıraktıktan hemen sonra gene eskisi gibi normal dökülmelere devam etti.. Burdan anlıyoruz ki çam terentini bir kullan bir bırak olmuyooor! Devamlı kullanmak gerek.

Saçlarım ışıl ışıl!..
Kullanmaya başladıktan bi süre sonra saçlarım güneşle yarışmaya başladı! (abartıya bak). tabi bu boyalı saçlarda kendini daha az gösteriyor..

Yumuşaklık hissi..
Saçlarından elini alamamak ne hoşmuş ya, unutmuşum..(Daha fazla parlaklık ve yumuşaklık için ise badem yağı ile karıştırmanız tavsiye olunur.)

Kuvvetli saçlar..
Saçlarım ağırlık çalışacak kıvama geldi desem yeridir.. :) Şaka bir yana, bırak dökülmeyi kopmuyorlar bile.


Tabi bazı eksileri de yok değil.. Öncelikle kokusu (doğal olarak) aynı çam ağacı, ben çok dert etmedim ama rahatsız olan arkadaşlar için durulanan ve durulanmayan saç kremlerini tavsiye ederim. Gayet etkili bir çözüm..

Ayrıca saçları biraz kurutabiliyor. Saçlarınız kuruysa bu etki daha çok kendini gösterir ki bende de öyle oldu.. Bunun için de gene aynı çözüm yani saç kremleri ve serumlar imdadınıza yetişiyor..



Umarım faydalı olmuştur, yanaklarınızdan mıncırdım.. :)

Sevgilerle ve tabi saygılarla.. (Sevgilerle ile birlikte niye saygılarla sözcüğünü de kullanmıyoruz ki! hep her şeyin başı sevgi- saygı demezler mi :) dedim ve kullandım..:)


23 Ağustos 2012 Perşembe


     Son zamanlarda bloglarda makyaj, moda, takı, toka derken bi baktım ne kadar moda olmuş efem süslenmek püslenmek.. Bunları kendim süslenmediğim için mi söylüyorum: "tabi ki hayııır! Bende süsü püsü severim.." Hele bi de şu makyaj videoları.. (bayılırım!)

     Efendim düşündüm taşındım; sizlere layık olmak için bende bir kaç süslü takı tokamı, makyaj malzememi paylaşmak istedim.. Tabi malumunuz öğrenci olduğum için öyle çok pahalı takılarım, makyaj malzemelerim yok.. Ama hepsi gerberaa pazarındaki yerini aldı.. :)

Buyrun gerberaa pazarınaa!... gel abla gel.. :)

öncelikle takı dolabımdaki kaos ve karmaşa..





Bir bayan ne kadar karışık bir çantası da olsa ilk elini attığında aradığını bulurmuş.. (dağınıklığı savunmaya bak!) Bende bundan yola çıkarak dağınık olsun, benim olsun dedim.. :)


bunlar da benim en sevdiğim küpelerim;





















Bandana ve kurdelalı tokaların hastasıyımm..










































Ve makyaj malzemelerimden gözdelerim;























Gözde rujlarım..



















Şimdilik bu kadar..Hepinizi yanaklarınızdan mıncırdım.. :)

Sevgilerle..















22 Ağustos 2012 Çarşamba

     Facebook'ta akraba eklemek can sıkıcı bir muhabbettir. kafana eseni yazamazsın, paylaşamazsın yok amcam görürse yok anneannem (yok artık demeyin gerçekten bazı teyzeler face açıp torun eklemekte 1.lik kupasını kaldıracak kadar azimli) görürse anneme yetiştirir mi?..  Bütün akrabalara malzeme olmak riski de yabana atılacak bir konu değil bana kalırsa..

Tüm bunlar fragmandı :) Şimdi biraz daha derinden inceleyelim. İşte Face'te akraba eklememek için 5 önemli neden:

1. Her online gördüğünde konuşma zorunluluğu
Bazı insanlar vardır ki Face'te konu komşu akraba görünce, sokakta karşılaşır gibi her gördüğünde bir selam versin ister! konuşsan bir türlü konuşmasan bir türlü, gerildiğinle kalırsın..

2. Her resim, videoya yorum yazanlar
 Sanki milli bir mesele veya akraba/tanıdık dayanışması olarak görürler bazıları yorum yapmayı. İlle de her resmin altına "ayy halasının güzeli, ne de güzel çıkmış maşallah" demeyi borç bilirler. Profilinizdeki herşeyi beğenip, yorum yapmasının yanı sıra sizin hakkınızda 'halasının kuzusu vb." imajlar bırakabilir.

3. Kontrolcü !

Kimileri ise sanki zabıta gibi her yaptığına bakar, nerelere girip beğeniyo, neler paylaşmış diye kontrol eder. bunlar genellikle abi, baba, amca vb olur ve size dünyayı dar etmek için ellerinden geleni ardına koymazlar. Paylaşımlarınızın altına "burası neresi, Aykut kim, ne demek o" gibi yorumlar yapmaları çok şaşırtmayacaktır sizi. Bu yüzden ilişki durumu, alkol sigara gibi alışkanlıklar, aileden gizlenen resimler koyulamaz ya da gizlenir.

4. Ağız tadıyla muhabbet edememek
Arkadaşlarınla istediğin gibi cıvıtarak muhabbet edememektir, face'inde akraba olması. Bi de arkadaş muhabbetlerinin içine limon suyu sıkanlar vardır ki, uzak durulması farz olur..

5.Israrcı akraba
Hani ta bilmem ne teyzenin bilmemne oğlu/kızıdır, da bin defa reddedersin bin defa arkadaşlık isteği gönderir ya, işte arkana bakmadan kaçacaksın ondan. Gerekirse engelleyecek, olmadı şikayet edeceksin!


     Tabi her akraba/tanıdık için geçerli değil bunlar, Face'te ahlak zabıtası gibi gezmeyen, her paylaşıma yorum atmayan, sanki akraba olduğunu cümle aleme göstermek istermiş gibi 'canım yeğenim aslanım, teyzesinin yakışıklısı' türü hareketlerde bulunmayan, etliye sütlüye karışmayan akrabalara sözüm yok. Başının üzerinde taşınılası insandır onlar.. :) onları koruyalım sevelim lütfen, zira sayıları pek az.. :)

    Uzun zamandır sıkı bir blog takipçisiyim; efendim moda olsun, gezme- tozma olsun, makyaj olsun, yeme- içme olsun hepsini severim.. Bir süre önce kafamda bir ampül yandı: 'blog açmak..' içimde tutamadığım çok şey var; konuşmak, paylaşmak istiyorumm!

    Baktım herkesin bişeyler hakkında fikri var, dedim benim neden olmasın! bundan sonra ben de deneyimlerimle, fikirlerimle ve akıl almaz saçmalıklarımla sizi bunalticiiim.. :)'Eyvahh' dediğinizi duyar gibiyim.. tamam tamam çok bunaltmıcam :)

    Öhöm öhöm.. açılış konuşmam bu kadar. Daha çok birlikte olacağımızı umuyorum.Hepinizi öpüyorum.. 


                            =)

Bi bana baksana!!

Bu sitede yer alan tüm yazı ve içerik gerberaa.blogspot.com adresine aittir. İzin alınmadan veya şu siteden alınmıştır şeklinde isim belirtmeden alıntı yapılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Haklara Tecavüzün Önlenmesi başlıklı 81.maddesine göre suçtur. Sonra ‘vay efendim bilmiyordum, düşünemedim’ deme! Bağlantı koy şurdan alıntıdır diye ciğerimi ye, beni de psikopata bağlatma ama dmi? J

© 2011 gerberaa, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena